AYDINLANMIŞ DİN TASAVVURU

Kelam ilmi (Yeni İslam Teolojisi)inşâcı, savunmacı bir ilimdir. Hakikate tanıklık eden bir üretimdir.Zaman fetişizmi(fetiş, doğaüstü güçleri olduğuna inanılan bir tapınma nesnesi)algılarıyönetmiştir çağlar boyunca.Kader debisi(kader, vadeyettici kronometreci tutumu; debi, akım)inancı bireyde mental yorgunluk(mental, zihnin ürettiği düşünceler ve beceriler) oluşturarak yaşamı çepeçevre kuşatmıştır.Diyebiiriz ki kelam ve akaid inanç tartışmaları;dinin nesnel ve dokunulabilir konularını zoraki sınırlamıştır.

Dindarlarıngelecek kaygısı taşıması,öteden beri ona öğretilen tevekkül inancı ile bağdaştırılması, yaşamın kronometresinde“nasip, olmayacakmış, buna da şükür, yapacak bir şey yok, takdir işte!” gibi cümle kalıplarıylazihinsel algoritmasına (algoritma, belirli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için çözüm yolunun adım adım tasarlanması) yönelik tutarlılıkları benlik saygısına epeyce uzak gözüküyor.

İnsanınkahır ekserisi, “bir kısmı, bugünkü neşem sizsiniz derken,kimi;yıkılın karşımdan, bazısı; paçayı yırttık ve şöyle diyen de var;kendim kalmak istiyorum ve kendime torpil geçmek istiyorum!”Geldiğimiz noktayı, saç-sakal yola yola aştık, behemahal tasdikçi ve ikrarcı imanı terapi gibi gördük. Oysa bir yandan yaşadığımız çağda problerin çözümünde psikologlara baş vurarak bir yönüyle bireylerdeki algıpsikoloji, dinin yerini aldığını yaklaşımını göz ardı etmemek gerekecek bir durumdayız yaşadığımız çağda…

Hermeneutik, yorumsamacılık ya da hermenötik, ilkin Hristiyan teolojisi alanındaki yorum tartışmalarından ortaya çıkan bir anlam ve metodoloji bilgisidir. Daha sonra terim, teolojik sahanın dışına çıkmış ve daha genel anlamda yorum araştırmalarıyla ilgili felsefi bir disiplin hâline gelmiştir. Hermenötik yaklaşımla mezhepler öncesine gitmeliyiz. Din dilini yeniden ele almalıyız. Tevekkülün öğretilemediği, dini bir konu değil zaten; sosyal bir meseledir. Yaşadığımız çağda bireylerin hangi yazılımında sorun yok ki? Aslında yazılımı üreten biziz. İnsan gelecek kaygısı yaşayıp ve düşüncesini o yönde evirmektedir. Biz şimdi tevekkül konusunda insanımız niye sıkıntı çekiyorlar mı dememiz gerekir?

Gazzâlî’nin “ilcâm” adlı eseri avamı tartışmaktan uzaklaştırmıştır.Yani problemli bir tasniftir. Kelam, muhtevasını ve dilini güçlendirmelidir. Yeni doğal teolojik anlatımlara kapısını aralamalıdır. Zaten 1910’lara kadar medreseler ıslahı olmadı. Osmanlıda hep sadece fıkıh, hadis, tefsir eğitimi verildi.Halkımız başka ilimlerle maalesef tanışamadı… 16. asırdan itibaren medreseler kelama tepki olarak gelişmiştir. Son dönemlerde zaten medreselerden de ümit kesilmişti.Sonrasında dini bağlılık, devlete bağlılık sorununu beraberinde getirmişti. Osmanlıda kelam ilmi, dini bir ilim olarak bile görülmemiştir. Ve nihayetinde 1924’te medreseler kapatıldı… Medrese uleması,yeni açılan mekteplere karşı olmuşlardır. Mustafa Sabri(1869-1954)o günlerde medreseye tekrar dönülmeli demiştir. Şeyhulislam Mustafa Hayri’yi (1867-1922)de geniş görüşlülüğü ve yenilikçi tutumundan dolayı tutuklatmıştır. Mustafa Sabri, yeni ilmi kelam karşıtlığı yapmıştır. Diyebiliriz ki üretilmiş popüler din algısı ürküntüsü olmuştur.

Medreseler, tarikat ve cemaatlerle bağlantılı geliştirilmiştir. Medreselerde zaten aklî ilimler yoktu. Nizamiye Medreselerinde eğitim ve öğretim yaklaşımı,kasıtlı olarak Eş’arîlik ve Şafiîliği merkeze taşımıştır. Ezher Üniversitesi’ne alternatif olarak nizamiye medreseleri kurulmuştur. En çoktasavvuftan ve tarikatlerdenmedreseleretkilenmiştir. NakşîHâlidî geleneği, Anadolu dindarlığının temel parametrelerini tamamen etkilemiştir. 1779’da doğan Mevlana Hâlidî(Nakşibendi Hâlidîlik yolunun öncüsü)1827’de ölmüştür. Anadolu’da tartışmalara kapalı bir şekilde “Şeyda merkezli” medreseler sürdürülmüştür. Medreselerde,bazı açmazları olsa bile mutezileye akılcı olduğu için çok derin bir karşıtlık vardır.Evet, medreseler kelama mesafeli durmuştur. O günlerde yeni ilm-i kelam (Yeni İslam Teolojisi) ne ilişkin konuları sorgulamasını, şeytanın (kötülüğe yol açan zihinsel obje ve alt bilinçte odaklanan kötülük duygusu) beslediğini söylüyorlardı. Aykırılıklardan arınarak yaşamı sorgulayan veyeniden inşâ edilmesi gereken değil mi aydınlanmış din tasavvuru…