Değerli Yazar Gazetesi okuyucuları, yazı dizimize “Uluslararası Bağımlılıkla Mücadele ve Sosyal Hizmet Modelleri” çalıştıyı sonuç bildirgesi ile devam ediyoruz.

Madde bağımlılığına yol açan risk faktörleri

Madde bağımlılığında genetik faktörler, psikolojik gelişim süreci, bireyin zorluklarla başa çıkma yeteneği gibi pek çok etken bulunmaktadır. Bu açıdan bağımlılığı bir hastalık olarak kabul ettiğimizde diğer hastalara sunulan hizmetler bağımlılara da sunulmalıdır.   Bağımlıların meşguliyetlerinin olmaması, işsiz olmaları durumlarını daha da zorlaştırmaktadır. Bu nedenle meslek öğrenmeleri, korumalı işyerlerinde istihdam edilmeleri sağlanarak yeniden toplumsallaşma fırsatı oluşturulmalıdır. Madde kullanan bireyler tedaviye klinik düzeyde başvurmaktadır. Klinik öncesi dönemde alınması gereken önlemler konusunda ebeveynlerin ve toplumun farkındalığı arttırılmalıdır. Madde bağımlılığı süreci sigara kullanımıyla başlamaktadır. Sigarayla mücadele politika ve programları yenilenerek ve güçlendirilerek sürdürülmelidir. Makro düzeyde temel risk faktörü sosyal normların dışına çıkan bireylerin tehdit olarak algılanmasıdır. Madde bağımlılığının kronik bir halk sağlığı sorunu olduğu konusunda toplumsal farkındalık çalışmaları yapılmalıdır. Medyanın haber ve dizi filmleri üzerinden madde kullanmayı özendirici mesajlar vermesi gençleri olumsuz etkilemektedir. Bu tarz içeriklere müdahale edilmelidir. Ergenlik döneminin riskli bir gelişim dönemi olması nedeniyle okullarda öğrencilerin sokak ve aile boyutunun takibinin yapılması gerekmektedir. Bu nedenle okul sosyal hizmeti bir an önce devreye girmelidir. Tedavi sonrası rehabilitasyon çalışmalarının yetersiz olması madde kullanımının nüksetmesi açısından önemli bir risktir. Sosyal tedaviyi esas alan rehabilitasyon merkezleri arttırılmalıdır. Göç ve kente entegrasyon sorunları madde bağımlılığına giden süreçte önemli bir risk olarak karşımıza çıkmaktadır. Göçün yoğun olduğu bölgelerde çocuklara ve ailelere yönelik sosyal hizmet çalışmaları yaygınlaştırılmalıdır. Parçalanmış ailede yer almak çocuk açısından bir risk oluşturmaktadır. Özellikle boşanma süreci iyi yönetilmemişse çocuk bundan olumsuz etkilenmektedir. Boşanma sürecinde ailelere danışmanlık hizmeti sunulmalıdır. İş bulma olanaklarının gittikçe azalması nedeniyle gençlerin gelecek kaygısı içinde bulunması maddeye yönelme riskini arttırmaktadır. Devlet yeni iş ve istihdam olanakları oluşturmalıdır. Gencin kişilik yapısı, psikolojik sorunlarının olması gibi bireysel faktörler bağımlılıkta etken olmaktadır. Eğitim ve diğer desteklerin sunulmasıyla çocukların psikolojik sağlamlık özellikleri geliştirilmelidir. Gençler madde kullanma konusunda ilk deneyimlerini yılbaşı eğlencelerinde, okulların mezuniyet törenlerinde akran grubunun etkisiyle yaşayabilmektedirler. Bu konuda ailelerin ve okulların farkındalıkları arttırılmalıdır.   Ebeveynlerin her ikisinin çalışma yaşamında olması, teknolojinin bilinçsizce kullanımı çocukları olumsuz etkilemektedir. Aile içi iletişim fırsatlarının arttırılması için aileler bilinçlendirilmelidir. Madde satışının yaygın olması maddeye erişimi kolaylaştırmaktadır. Önleme ve denetim faaliyetleri arttırılmalıdır. Yeni nesil annelerin çocuk yetiştirme tarzları değişmektedir. Çocuklar adeta bir projeye dönüşmekte, bencil ve değerlerden uzak yetiştirilmektedirler. Ailelere çocuk yetiştirme ve ebeveyn tutumları konusunda danışmanlık ve eğitim verilmelidir. Madde bağımlılığında çoklu risk faktörlerinin etkili olması nedeniyle yerel dinamiklerin de desteğiyle sosyal risk taramaları yapılmalıdır. Bağımlı bireylerin nerelerde ve ne oranda yoğunlaştığı tespit edilmelidir. Bireylerin hedef oluşturamama, anlam boşluğu ve can sıkıntısı yaşaması maddeye yönelmede önemli bir risk faktörüdür. Bu eksikliği gidermek için manevi değerlerden destek alınmalıdır. Çocukların boş zamanlarının etkili doldurulamaması önemli bir risk faktörüdür. Çocuk ve gençlik merkezleri, etüt merkezleri, bilgi evleri gibi faaliyet alanlarının arttırılması gerekmektedir. Madde kullanımı ile yaşanılan mekânın niteliği arasında ilişki bulunmaktadır. Bu nedenle mahalle ve sokak düzeyinde yerel yönetimler sosyal hizmet uygulamalarına ağırlık vermelidir.