İslam Ülkelerinin nüfusu:1.500.000.000

İsrail’in nüfusu:9.000.000

Şimdilik bu iki rakam yazımın en başında yer alsın.

Biz yazmaya ve bir hususa dikkat çekmeye devam edelim.

Dikkat çekmek istediğimiz nokta, “nüfusu, nasıl nüfuz haline getireceğimiz” hususudur.

Nüfus, bir Ülkede ya da bir yerde yaşayan insanların toplamını yalnızca bir sayısal bilgi olarak ifade eder. Nüfuz ise bu insan sayısının etkisini ve gücünü ifade eder. Nüfus, bir nicel değerdir. Nüfus nicel bir değer olduğu için kalite ve etkinlik bilgisi içermez. Nüfuz ise nitel bir değerdir. Nüfuz kalite ve etkinlik demektir.

Nüfus ile nüfuz arasında bağ yoktur. “Nüfusu çok olanın nüfuzu da çok olur” diye bir kural yoktur. Nüfus, yetişmiş, eğitimli ve günümüzün şartlarına uygun donanımlı insanlardan oluşmuyorsa, esasında bir güç değil, bir yüktür.  

Şimdi bu anlattıklarımdan sonra, “bir Ülkedeki nüfusu, nasıl nüfuz haline getireceğiz” sorusuyla ilgili olarak kafanızda bazı düşünceler geliştiğini tahmin ediyorum.

Biz bu yazı boyunca “nüfusa değil, nüfuza dikkat çekmeye” devam edelim. İnşallah kafanızda daha fazla düşünceler oluşsun. Konu çok mühim çünkü.

Burada bir hususu da hassaten belirtelim. Elbette, “nüfuz nüfuz, nüfuz” diyerek bir gerçeğin de üzerini örtmeyelim. Elbette nüfus da önemlidir. Nüfus ile birlikte yetişmiş ve eğitimli genç kitle artmış ise, bu daha da önemlidir. Zaten işte bu nüfuz’dur. Yani nüfusun olumlu etkisidir.

Şimdi bir söz vardır ya, onu söylersek, maksadımız daha da iyi anlaşılır: “Ne yardan vazgeçerim, ne serden.”Evet,ne nüfustan vazgeçeriz, ne de nüfuzdan. Öncelikle bu hususu çok açık bir şekilde ifade edelim. Nüfus önemsiz değildir. Nüfusu, iyi bir şekilde yetiştirdikten sonra mesele yoktur. Her insan kendi rızkıyla doğar. Kimse kimsenin rızkını yemez. Bunu bilmek gerekir ve nüfusa karşı olmamak gerekir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de birçok ikaz vardır. İşte bu ikazlardan birisi: "Geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur." (İsrâ, 17/31)

Bu bakış açısıyla, nüfusumuzu artırmak için bilinç ve çaba içinde olmalıyız. Tabi bu hususta önemli olan şu hususu da gözden kaçırmamalıyız. Yani, bu nüfusu, nüfuzlu hale getirmeliyiz. “Saldım çayıra, Mevlam kayıra” şeklindeki ilgisizlik içinde olmamalıyız. Nüfusu, etkili, çalışkan, üretken, yetişmiş, meslek sahibi ve benzeri niteliklerle donatarak bir güç haline getirmeliyiz. Öyle bir güç ve kuvvet olmalıyız ki, nüfuzumuz, nüfusumuzdan kat be kat fazla olsun. Bunun için de her bir fert, Devlet ve toplum için bir katma değer üretmeli, almaya değil vermeye odaklanmalı, tüketken değil üretken olmalıdır.

Öyleyse, nüfus ve nüfuz arasındaki bağlantıyı böylece anladık. Nüfus, üretken, çalışkan, donanımlı ve yetişmiş ise ve katma değer üretiyorsa, bu bir nüfuzdur. Yoksa yalnızca bir nüfustur. Başlı başına bir nüfus çok da anlamlı değildir. Öyleyse, nüfusun anlamlı kılınması için insanımızın yetiştirilmesi gereklidir.

Ülkemizin Dünyada bir güç ve nüfuzlu olması için, nüfusun nitelikli insanlardan oluşması ve bu nitelikli insanların aynı hedefe doğru yönlendirilmesi gerekir. O hedef, büyük, etkili ve lider Türkiye’dir. Bu anlattıklarım bir hedeftir. Bu hedefin neresindeyiz? Nüfusumuz ile nüfuzumuz aynı oranda mı? Yani nüfusumuz kadar da nüfuzumuz var mı? Tabi, bu noktada, çok da parlak bir durumda değiliz. Parlak durumda olmadığımızı herkes biliyor. Bu durumu bir de şu aşağıdaki kıyaslama ile göz önüne serelim.

Kıyaslamaya devam edelim ve yazımın en başında belirttiğim sayılara gelelim.

İsrail’in nüfusu 9 milyon, Dünya’daki Müslüman Ülkelerin nüfusu 1,5 milyar. Bu ikisi arasındaki fark 100 kattan fazla. Belki de 150 kat fark var. Yani 1 İsrail’liye 150 Müslüman düşüyor. İki nüfus arasında bizim lehimize 150 kat fark olmasına karşın, İsrail’in nüfuzu ile Dünya’daki Müslümanların nüfuzu, bunun tam tersidir. İş nüfuza gelince, İsrail’in nüfuzu Müslümanlardan 150 kat daha fazladır. Gerçi bu 150 kat oranını yalnızca bir matematiksel oran ve bir tahmin olarak söylüyoruz. İsrail’in Dünya’daki nüfuzu belki 1000 kattan da fazladır.

Nüfuslar arasındaki oranı belirlemek basit, ancak nüfuzlar arasındaki oranı bu kadar net belirleyemeyiz, ancak tahmin ederiz.

Bir Ülkedeki nüfusu nasıl nüfuz haline getirebiliriz? Dünya’daki Müslüman nüfusunu nasıl nüfuz haline getirebiliriz? şeklindeki soruları sormalıdır her Müslüman.

Çok fazla söze hacet yoktur. Çok çalışmak şarttır.

İsrail denilen ve Dünya’da basını, medyayı, lobi örgütlerini, parasal kaynakları, büyük ve çok uluslu şirketleri, borsayı, diplomasiyi eline almış olan bu Firavunvari oluşum, aldatma, hile ve göz boyama ile tüm Dünyada etkindirler. Nüfuslarından çok nüfuzları vardır. Biz, İsrail denilen bu Firavunvari oluşumun hilesini, aldatmasını ve göz boyamasını örnek almayalım. (İsrail’in hilesi, göz boyaması ve aldatması kendi başlarını yesin) Ancak, bu İsrail’in Dünya’da nasıl etkin bir güç olduğunu araştırmalı ve ona göre tedbir almalıyız. 

Çözüm basittir.

Müslümanlar kendi aralarındaki sudan sebeplerle mevcut olan ihtilafları gidermelidir. Çok çalışmalıdır. Çok üretken olmalıdır. Dünya’daki teknolojinin en son haline herkesten önce sahip olmalıdır.

Dürüst ve adil olmalıyız.

Mehmet Akif Ersoy Üstadımızın şu şiirindeki hakikate kulak vermeliyiz.

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.'
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

Evet, bu güzel ve manalı şiirde de ifade edildiği üzere, “ahlak, adalet, umut, güven ve çalışmak”ile Allah’ın izniyle nüfusu, nüfuz haline getirebiliriz.

Yazımı şu veciz söz ile bitiriyorum: “Allah (cc), her insana bir ağız ve iki el vermiştir. Ağız tüketmek, el üretmek içindir. İnsan iyi şekilde yetiştirilirse, tükettiğinden daha çok üretir.

Vesselam.