Bulutçuk,gökyüzünde kalabalık ailesiyle birlikte akşam güneşinin renkleriyle dans ediyormuş. Ona ve ailesine bakanlar hayran hayran renk cümbüşüne dalıyor, kimi fotoğraf çekiyor,kimi hayaller kuruyormuş.Bulutçuk; bu fotoğrafın bir parçası olmaktan gurur duyuyor, böyle bir aileden olduğu için böbürleniyormuş.

Derken küçük bir sığırcık ile karşılaşmış. Sığırcık çok üzgün ve mutsuzmuş. Derdini buluta bir bir anlatmaya başlamış:

“Uçmaktan korkuyormuş. Bu yüzdensürüsü ondan erken yola çıkmış.Tüm cesaretini toplamış.Yuvasındangökyüzüne kanat çırpmış çırpmasınaama sürüsünün çok gerisindekalmış.Onlarabir türlü yetişemiyormuş.Bulutçuk’tanbiraz açılıp ona yol göstermesini istemiş.”

Bulutçuk: “Neden sürünü takip etmedin? Ben ailemden biraz bile ayrılmayı göze alamam.Bu yüzden de sana yardım edemem. Sen de böyle yapmalıydın.Ne olursa olsun uçmalıydın.Onların peşini bırakmamalıydın!” demiş.

Sığırcık: “Haklısın, ama çok korkuyordum.Uçmayı öğrenmekte sadece biraz geç kaldım. Şimdi de önüme sen ve ailen çıkınca yolumu tamamenkaybettim. Azıcık aralanda yolumu bulayım.” demiş.

Bulutçuk: “Banane, kaybetmeseydin.” demiş.

Sığırcık çaresiz uzaklaşmış.Sürüsüne giden başka bir yol aramış.

Bir zaman sonra, bir rüzgâr çıkagelmiş. Üfürmüşpüfürmüş. Bulutçuk öyle çok korkmuş ki gözlerini sımsıkı kapatmış, açamaz olmuş.Sonunda rüzgâr dinip ortalık sakinleşince, açmış gözlerini ince ince. Bir de ne görsün; hiç bilmediği bambaşka bir diyarda, yalnız başına.Ne ailesi ne güneş var yanı başında. Şimdi hangi bulutla karşılaşacak, nasıl yağmur yağdıracak? Güneş yine doğacak ama ailesiyle birlikte olduğu o fotoğrafın bir eşi daha olamayacak.

“Olsun.”demiş, omuz silkmiş Bulutçuk.“Ben zaten kendime yeterim. Kimseye ihtiyacım yok ki benim. Hem madem burada tekim, illaki sıcak havayla yükselirim.Denizlerden, akarsulardan  buharla dolarım.Yükseldikçe yükseldikçe soğur, yağmur olur yağarım.

Gel zaman git zaman, Bulutçuk sıkılmış yalnızlıktan. Konuşacak kimseyi bulamıyor derdini kimseye dökemiyor, çaresiz kara kara düşünüyormuş. Bu diyarda onu suya doyuracakbir kaynak da görünmüyormuş. Kurumuş, kararmış üzüntüden bulutluğunu tek başına yapamayacağını anlamış.

Bir kuş sesinde sığırcığı hatırlamış.Ona haksızlık ettiğini anlamış.Onun uçmaktan korktuğu gibi kendisi de yalnızlıktan fazlasıyla korkuyormuş. Oysa biraz cesaret göstermeyi bilebilseydi,ona pekâlâ yardım edebilirdi. Belki debütün bunlar hiç başına gelmezdi.

Anlamış ki başına her gelenin bir nedeni var. Her yaptığını gören biri var. Her söylediğini bir duyanvar. Öyleyse O’na seslenmekten başka çare mi var?

“Sen beni duyansın, bilensin, anlayansın. Ben birine yardım etmek yerine ailemlekendimle övündüm. Onun başına gelen bana asla gelmez sandım. Bak bugün ben de yalnız kaldım. Ne ailem ne sığırcık, ne güneş ne rüzgâr var. Bana Senden başka kalan ne var?

Sen benimlesin, biliyorum!

Ben yalnızca bir bulutum, biliyorsun!

Bulutum diyebilmek için dolmam gerek.Dolduklarımla yağmamgerek.Bunun için bir başka buluta kavuşmam gerek.

Beni bulut yapan Sensin. Bana ‘Sen bulutsun,unutma!’ diyensin.Bana yeniden bulutluk yapmayı nasip etki; insanlar bana selâm verip sana hayran kalsınlar, yine seniansınlar.“

Hemen ılıkbir rüzgâr gelmiş serin denizlerden. Derin umutlarla beslenmiş rahmet rüzgârıymış gelen. Doldurmuş ceplerini Bulutçuk rahmetten.

Yaşadıklarını ve rüzgârın fısıltılarını;içinde büyüyenher bir damlanın kulağına küpe yapmış Bulutçuk.

İlk gelen eşiyle dostuyla kucaklaşmış da yağmış yağmış, bereket olmuş, rahmet olmuş, umut olmuş Bulutçuk.

Şehirden şehire, nesilden nesile, gözden söze, sözden özedolaşmış durmuş, bulut olmuş Bulutçuk.