Ramazan Bayramı, tüm İslam âleminde ve Müslümanların yaşadığı diğer beldelerde huşu içinde kutlandı. Her bir toplum bu kutlamaları ayrı bir renk, ayrı bir gelenek içinde yoğurarak gerçekleştirdi. Çünkü İslam’ın evrensel ilkeleri ışığında Müslümanlar,  bayramı kendi gelenekleri içinde şekillendirmiştir ve bu gelenekleri nesilden nesle aktararak yüzlerce yıldır devam ettirmektedir.

Öte yandan her kültürel gelenek, zaman içinde değişir, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sözleriyle ifade ederken, değişerek devam eder, devam ederek değişir. Yani toplumsal davranışlar hep aynı kalmaz. Öte yandan şekil olarak değişebilir; ancak, öz her zaman aynı kalır.

Türkler de, İslamiyet’i kabul ettikten sonra onun özünde bulunan kuralları büyük bir içtenlikle benimsemişler ve bağlılıklarını törensel şekildede dile getirmeye çalışmışlardır. Sovyet egemenliğine düşmeden önce tüm Türkistan’da, 2000’li yılların başlarına kadar da Doğu Türkistan’dan eda edilen bayram namazlarının coşkusu ve namazın ardından camilerin önlerindeki meydanlarda bir nevi sema/semah gösterisi şeklindeki kutlamalar bunun en önemli örneklerindendir.

Uygur Türklerinin törensel bayram kutlamalarının başlangıcı çok eskilere dayanır. Öyle ki, Doğu Türkistan’ın kadim başkenti Kaşgar’daki en büyük caminin adı İdgah Camii’dir, yani Bayram Camii. Türkler en eski zamanlardan beri bayramları sevinç günleri olarak kabul etmiştir.

Bilindiği gibi İd (heyit/iyd) bayram anlamına gelir ve idgah, bayramyeri demektir. Nitekim Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it Türk’te bu kelimeye yer verir ve “halk arasında sevinç, gülme, etrafın çiçeklerle ve renklerle süslenmesi, coşku içinde eğlenilmesi” olarak tarif eder.Anadolu’da da bu isimle yani bayram yeri olarak adlandırılan birçok yerin olduğu malumdur, her ne kadar bugün başka amaçlarla yararlanılır hâle gelmişlerse de.

İdgah Camii, aslında Anadolu Selçuklu geleneğindeki “ulu cami”dir. Asırlardır insanlar bayram namazlarını burada eda etmeyi gelenek haline getirdikleri için bu adla anılır olmuştur. Ancak, caminin özelliği yalnızca on binlerce insanın bir arada omuz omuza namaz kılmaları ile sınırlı değildir, aynı zamanda caminin dış alanı namaz sonrası bir şenlik meydanına dönüşür. Namazdan sonra caminin dış duvarlarının üstüne çıkan sanatkârların müzikleri eşliğinde raks eder, eğlenir, bayramlaşırlar. Yani bayram, önce cami çevresinde başlar, ardından dalga dalga şehrin dört bir yanına yayılarak birbirinden renkli adet ve ananelerle devam eder, bayramın şenliği en ücra köşelere kadar ulaşır.

Ne var ki, 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin Doğu Türkistan’ı işgali ile başlayan ve her yıl biraz daha köklerinden ve geleneklerinden kopartılarak göstermelik bir hâle getirilen İdgah Camii önündeki bayram kutlamaları, 2017’den itibaren tamamen ortadan kaldırıldı. Bırakınız bayram namazı kılmayı ve ardından meydanlarda sevinmeyi, en basit bir dini ifade bile toplama kamplarına gönderilme sebebi haline getirildi. Bu bağlamda yüzbinlerce insan “dini sembolleri” ifade ve üzerinde taşıma gerekçesiyle, artık günlük hayatın içindeki “inşallah, maşallah, Allah nasip ederse” gibi sözleri kullanılması sebep gösterilerek, geleneksel başörtüler bile dini sembol sayılarak toplama kamplarına atıldı. Kamplardan kurtulanların anıları okunduğunda bu konudainsan aklının almayacağı birçok örneği görmek mümkün.

İşte Doğu Türkistan Türklerine bu vahşet ve zulmü yaşatan Çin, bu bayramda Türkiye kamuoyu nezdinde yeni bir propaganda atağı başlattı. Sözde Doğu Türkistan Müslümanları, Kaşgar İdgah Camii önünde neşe ile bayram kutluyorlardı. İşin acı tarafı, Doğu Türkistan davası yürüttüğünü iddia eden kimi mecralarca da bu yalanın, Çin’e karşı verilen mücadelenin bir kazanımı olarak sunulmasıydı. Diğer Çin yanlısı ya da Çin’e teşne kesimlerin attıkları sevinç naralarına ise söz söylemeye bile gerek yok. Onlar bunu hemen Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmünü aklamaya yönelik bir propagandaya çevirdiler.

Hâlbuki olayı gerçeğininbaşka olduğu, fotoğraf karelerine bakıldığında bile hemen kendini belli ediyor, sergilenen sahtecilik hemen anlaşılabiliyor. Yani ortada bir tiyatro oyunu sahnelendiği apaçık görünüyor. Camiye gelecek Müslümanın bırakılmadığı, sokaklarının ıssızlaştırıldığı, İslami hiçbir emareye izin verilmeyen kadim başkent Kaşgar’da, Çin bir panayır düzenlemiş, sözüm ona bu panayır yoluyla dünyayı kandırmaya çalışmıştır. Gerçek budur ve vicdanları sızlatacak kadar da ürkütücüdür.

Ancakgerçek ne olursa olsun, Çin, Doğu Türkistan Müslümanlarını asla yenip yok edemeyecektir. Asla! Çünkü bir Uygur özdeyişinde ifade edildiği gibi “Allah, biz bilen”. Yani Allah, bizimledir ve ülkemiz Çin zulmünden muhakkak kurtulacaktır.