Allah’u Teala (c.c.)  Ahkaf suresinin 15. Ayetinde olgunluk yaşının 40 yaş olduğunu buyurur. Bir çok olaylar 40 yaşından sonra yerini bulur. Allah’ın vahyine muhatap olan Abdullah oğlu Muhammed (a.s.) da Nebilik görevini bu yaşta almıştır.

Bedenin tamama erdiği, büyümesinin bittiği zaman diliminin 23 yaş olduğu söylenilir. Kadim anlayışta Cennete girenlerin aklın kemale erdiği 33 yaşında olacağı düşüncesi hakimdir. Aklını bu yaşa kadar kullanmayanların, mevcut durumları biraz olsun düşünüp yaşanan olumsuzluklardan güzel sonuçlar çıkaramayanların, yaşı 40 olsa da pek anlam ifade etmeceği de atalarımızın diline “ kırkından sonra azanı tenişir paklar” olarak düşmüştür.

 O halde kalbin olgunluk çağına 40 yaş diyebiliriz. “Kalbin olgunluğu da ne demek” dediğinizi duyar gibiyim. Rahman, Fatır suresinin 37. Ayetinde “...Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi?...”  buyurmuştur.

Elbette kalbi olana yani sevene, sevilene, sevindirene Rabbımın verecekleri çok şeyler vardır. Gözlerini güneşe kapamayan nasibini muhakkak alacaktır. Bunun içinde açık olmalı, söz dinlemeli ve onun en güzeline uymalıdır. Bu durum ancak Zümer suresinin 18. Ayetinde Rahman’ın buyurduğu gibi doğru yolda olan akıl ve gönül sahipleri içindir.

 O halde akleden bir kalbe sahip olmak gerek!

40 yaş sendromunu bir de hayvanlar aleminde kartalın hikayesinden okuyalım;

Kartal 70 yaşa kadar yaşama şansını elde edebilmek için 40 yaşında ciddi bir karar vermek zorundadır. Çünkü 40 yaşında avını kavradığı pençeleri sertleşmiş, gagası uzamış ve göğsüne doğru kıvrılmış, kanatları yaşlanmış ve ağırlaşmıştır. Artık bu kanatlar onu taşıyamaz durumdadır. İşte 40 yaşında vereceği karar, onu hayata tekrar bağlayacak ve yaşaması için gerekli olan pençelerini, gagasını ve kanatlarını geri verecektir.

150 gün süren zorlu bir süreçte , bir dağın başına gidecek ve gagalarını sert bir şekilde kayaya vuracak ve gagasını kökünden söküp düşürecektir. Yeni çıkan gagasıyla pençelerini yerinden sökecek ve kartlaşmış tüylerini de bu pençeleriyle yolacaktır.

Dağa çekilişinden tam 5 ay sonra,  kartal 20 ya da daha fazla yıl yaşayacak kadar yaşamaya hazırdır. Artık kartal, hayata yeniden başlamak için çıktığı dağdan, yeniden doğuşun uçuşunu yapacaktır.

Evet! DAĞLARA İNMEK İÇİN ÇIKILIR!

Abdullah oğlu Muhammed (a.s.) 35 yaşında adaletin yok olduğu, insanların ezildiği, haklarının çiğnendiği, orman kanunlarının bile bu kadar vahşi olmadığı ortamda, insanlığın dertlerini düşünmek için dağlara çekilmiştir. Hira’sından elçilik göreviyle, tam da içine gireceğimiz Ramazanın Kadir gecesinde ilk vahyi alarak 40 yaşında ayrılmıştır.

Büyük bir şaşkınlık yaşamış bunun üzerine Müddesir suresi ile ayağa kalkmıştır; “Ey örtüsüne bürünen! Sen ey içine kapanan! Kalk ve  insanları uyar!”   

UYANANLARIN KALBİNDE YER BULAN İLAHİ EMİR!

KALK VE UYAR!                                 

Asıl başarının Hak katında olduğunun bilinciyle hayatın öznesi olma gayretinde olmak!

Hayallerimiz! Rüyalarımız! Takıntılarımız! İsteklerimiz!

Nelerin peşinden koşturuyoruz? Kavgamız neyin kavgası?

Bahanelerimiz ya bizim için ayak bağıdır ya da asıl yere varılmak istenen hedef açısında birer sebeptir. Beklenen ise sebepleri kullanarak yüce bir amaca doğru yürümektir.

Oynamamak için yerin darlığını ileri sürmemiz, hayatı amacından çıkarmamızdır. Halbuki amaçsız hayat değer açısından sıfırdır. Hayatımız bir emanettir. Mazeretlere kurban edilmemelidir.

Acaba borçluların borcunu ödediği o günde bahanelerimiz bize yardımcı olacak mıdır?

Söyler misin dost, senin olan ne var ki bu dünyada?

Malının mülkünün çokluğu ile anlatılan Sultan Süleyman‘a bile kalmayan bu dünyanın, sana kalacağını ya da hiç ölmeyeceğini mi sandın?

Rabbım! Bizleri adresi, yeri ve  girenleri belli olan yere girmeyi nasip et. Dağlarımızdan çıkmayı, gölgelere takılmamayı, sadece Sana kulluk edip Senden yardım istemeyi lutfet. Şüphesiz Sen, kullarından dileyene ve gayret edene lutfu bol olansın.