Türkiye Cumhuriyeti Devleti 15 Temmuz 2016 yılında yaşananlardan ders almamış olmalı. Memleketin dört tarafını saran cemaat ve tarikatlar milletin kanını emmekte hala çok yetenekliler. Bu din tüccarı guruplar kendilerine bir dokunulmazlık zırhı oluşturup milletin geleceğine ipotek koymaktan çekinmiyorlar.  Bu tarikat ve cemaatlerin hemen hemen hepsinin sırtını dayadığı başka bir devlet olduğunu da unutmamakta fayda var. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışında bu dini dar gurupların ihanet faaliyetleri küçümsenmeyecek kadar önem arz etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu durumu bildiği için kuruluşundan itibaren bu dini dar gurupları yasaklamış ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile vatandaşı bu din tüccarlarının elinden kurtarmaya çalışmıştır.  Cumhuriyetin ilk dönemlerinde bu çalışmalar başarıya ulaşsa daGazi Mustafa Kemal Atatürk sonrası bu iş savsaklanmış, bazılarına göz yumulmuş ya da gerçek mütedeyyin dindar vatandaşlara baskı yapılarak devletten uzaklaşmaları cemaatlere yakınlaşmaları sağlanmıştır. Ne yazık ki tüm bunlar yaşanmış yetmemiş birde 15 Temmuz 2016 yılında ihanet şebekesi Fetöcüler devletimizin kalbi olan Türkiye Büyük Millet Meclisine bombalar yağdırmışlardır. Yüzlerce vatandaşımızı şehit etmişlerdir. Tüm bu yaşananalar olmamış gibi hala memleketi parsellemeye çalışan bu cemaatlere göz yummak, yardım etmek, yataklık etmek, desteklemek tek kelime ile ihanetten başka bir şey değildir.

Bu tarikatlar ve cemaatler nasıl kontrol altına alınmalı diye düşünmekte fayda var. Bu konuda çeşitli çalışmalar olsa dabu çalışmalar sonuç alınmayacak şekilde kadük bırakılmaktadır. Bu hafta yazımda bu cemaat ve tarikatların nasıl dizginleneceği konusunda birkaç tavsiyem olacak. Yapabilecek dirayetli akıllı siyasetçi bulunur mu bilmem. Söylemek benden.

Tüm camii ve mescitlerde para toplamanın hemen yasaklanması gerek ya da zekatmatik denen bir makine ile yapılan yardımın kayıt altına alınması sağlanmalıdır. Bu yardım paraları doğrudan hazineye aktarılmalıdır. Şu anda STK gibi faaliyet gösteren tarikatlar, cemaatler mali olarak kontrol altına acilen alınmalıdır. Tüm bağışlar resmi yoldan yapılmalıdır. Bu STK adında holdingleşenguruplarda devletin vergi sistemi ile tanışmaları gerekmektedir. Bu STK görünümlü örgütlerin her kuruşu çok ciddi olarak kontrol altına alınmalıdır. Din adına toplanan bu paralarla bu cemaatler yarın Türk devletini yıkmak için ellerinden gelen her tür melanetliği yapmaktan çekinmezler.

Devlet kurumlarına ait olmayan tüm yurtlar acilen kamulaştırılmalı. Geleceğimiz olan gençlerimizin bu din tüccarlarının eline bırakılmaması; Türk devletinin geleceği için kaçınılmazdır. Birçok aile bu yurtları tercih etmesinin sebebi ekonomik olarak çocuklarına yeterli imkânı sağlayamamasından kaynaklanmaktadır. Çünkü devlet yurtları yeterli değil ya da koşulları çok kötü durumdadır. Devlet yurt yapamaya para bulamazken bu cemaatler devleti ve yerel yönetimleri soyarak yurt adı altında örgüt evleri oluşturmaktadır. Bu örgüt evi niteliğindeki yerler siyasal İslamcıların insan kaynağı gibi çalıştırılmaktadır. Lafa gelince dini bütün insanlar olarak tanımlanmaktadırlar. Ne yazık ki bu tanımlama ile iktidar devletin kurumlarını fetöcülere zamanında teslim etti. Fetöcülerin yaptıklarını bizlerde hiç unutmadık, ancak yeni fetö tipi yapılanmalara da müsaade etmemek lazım olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Siyasal iktidarın artık Ümmet tabanlı bir siyaset izlemesi Türkiye için ciddi sıkıntılara yol açacaktır. Dünyada yaşananlar Ümmet bilincinin oluşmasının mümkün olmadığı gerçeğini ortaya koydu. Buna rağmen Arap sevici bakanların, cemaatlerden beslenen kurumların Türk varlığından rahatsız olması hırsızın ev sahibini bastırmasından farklı değildir.