Günümüz biyolog ve çevrebilimcilerinin elde ettiği verilere göre, doğada yer alan ağaçların birbirleri ileiletişim kurabildikleri, topluluk olarak hareket ettikleri, bunları toprak altında bulunan köksistemleri ile yaptıklarını bizlere bildiriyorlar. Yine birbirlerine bu kök sistemi ile besin gönderip birbirleri ile yardımlaştıkları, ihtiyaç doğrultulsunda genç ağaçlara destek verdiklerini, böcek ve zararlı saldırılar karşısında kimyasal bir madde ile savunma yaptıklarını öğreniyoruz.

Çevrebilimci Suzanne Simard, Yale Environment 360’a verdiği röportajda şunları söylemiştir: ''Orman bir işbirliği sistemidir. Ağaçların sadece kaynak transferi yapmadığını, aynı zamanda birbirlerine savunma sinyalleri gönderdiklerini ve akrabalarını tanıdıklarını da gördüğümüzden bence buna ‘iletişim’ demek daha mantıklı. Üstelik insan olarak bizler bunu daha iyi anlayabiliriz. Ağaçla empati kurduğumuzda, ona daha çok önem vereceğiz ve daha fazla önem verdiğimizde de tabiatımıza özen göstermede daha iyi işler yapacağız.''

Görüldüğü üzere, doğa da muhteşem bir uyum, birlik ve beraberlik mevcut. Tarih boyunca doğa ve insan birbirinden ayrılmayan bir zincirin parçaları olmuşlar. Medeniyetimizin tabiat ve ağaç sevgisi kültürümüzün bir parçası idi. Humbaracı Ahmed Paşa’ya da daha az bilinen eski adıyla Comte de Bonneval adlı fransız subayı medeniyetimizdeki tabiat sevgisini şöyle dile getirir: “Meyvesiz ağaçların sıcaktan kurumasına meydan vermemek üzere her gün sulanmaları için işçilere para vakfedecek kadar çılgın Türkler bile görülmektedir.” (Comte de Bonneval, I, s. 214.)

Son geldiğimiz yüzyılda ise insanların çoğunun doğa ile ilişkisi kesilmiş olup, beton yığınları arasında bir yaşama sürüklenmiştir. Türk filozof, mütefekkir ve akademisyen olan Ş. Teoman Duralı diyor ki: ''Biz tohumun ağaç olduğunu görmeyen insanlara, Allah'ı anlatmaya çalışıyoruz.'' Bu durumda “doğadan uzaklaşan insan bu boşluğu ne ile doldurdu?” sorusu kaçınılmaz bir hâl alıyor. Günümüzde Japonya’da insanlar bağışıklık sistemlerini uyarmak, zihinsel ve bedensel sayısız faydalarından ötürü doğada uzun zaman geçirip “orman banyosu” yapıyorlar. Kendini doğanın kalbine ve yeşile bırakabilirsen sen de orman banyosunun keyfini çıkarabilirsin.  İlk kez Japoncada ‘’shinri-yoku’’ olarak adlandırılan orman banyosunun tam çevirisi ‘’orman atmosferine girmek’’ anlamına gelir. Orman banyosu uygulamasının otoriteler tarafından desteklenmesinin başlıca iki amacı şudur: Dünyanın içerisinde bulunduğu devasa boyuttaki teknoloji patlamasına karşı eko-panzehir bulmanı sağlamak, çevredeki ormanlarla tekrar bağlantıya geçerek korumak için farkındalık elde etmene yol açmak… Yeşil alanda vakit geçirmek sağlık için çok yararlıdır.

Bilim insanları uygulamanın başlıca faydalarını şöyle özetler: Ruh halinin iyileşmesi, stres düzeyinin azalması, zihinsel sağlığın kazanılması, fiziksel canlılığın artması, yorgunluk ve bitkinliğin azalması, mutluluk hissinin yoğunlaşması, sağlıklı ve zinde olman için doğaya başvurmak… Günümüzde şehirleri imar edip doğayı tahrif eden, ayağı toprağa basmayan, gözü göğü kesmeyen insan, beton yığınları arasında hapsolmuştur. Kendini Allah'ın kanunu ile işleyen doğanın ahenginden ayıran insan, toplum da birbirine yabancılaşıyor.

Ağaçlara kulak vermeli, ağaçlara yönümüzü dönmeli. Yardımlaşmaları, güçsüz olana destek vermeleri, kendilerine gelecek zararlar konusunda toplu bir dayanışma içinde savunma yapmaları… Ağaçlar birbiriyle ses çıkarmadan konuşurken, insanlar birbirlerini bağırarak bile duyamıyorlar...