Dünya’nın gözü Tahran Zirvesi’ndeydi. Herkes bu görüşmeden olağan üstü sonuçlar bekledi.

Ancak bu zirvenin oyuncuları olan Türkiye, Rusya ve İran’ın içinde bulundukları duruma bakıldığında portföylerinde  birbirlerini törpüleme dışında herhangi etkili bir malzeme bulunmamaktadır. Dolayısıyla tarafların birbirilerine karşı ileri sürdükleri her talep her birinin içinde bulunduğu koşullardan dolayı geri tepmiştir. Her üç tarafın ortak noktası içinde bulundukları ekonomik güçlükler. Bundan dolayı bu Zirve daha çok ekonomik/ticari ilişkilere yönelik antlaşmalara sonuçlandı denilebilir.

Tahran Zirvesi garantör ülkeler olan Türkiye, Rusya ve İran’ın 2017’te oluşturduğu  AstanaFormatı’nın devamı gibi görünse de Ukrayna-Rusya Savaşı’ndan dolayı nitelik ve içerik açısından biraz farklıdır. Peki, Tahran Zirvesi’ni diğer Astan Formatı çerçevesinde oluşturulan zirvelerden farklı kılan nedir?

Her şeyden Rusya Ukrayna’ya saldırısından ve bunun neticesinde  hem askeri olarak güç kaybetmesi hem de ekonomik yaptırımlardan dolayı daha zayıf konumdadır. Batı tarafından dünyanın geri kalanından izole edilmeye çalışılıyor. Bundan dolayı Tahran Zirvesi Putin için Rusya’nın hala dünyada ve özellikle Ortadoğu’da etkin olduğunu gösterme çabası anlamına gelmiştir.

Tahran Zirvesi’ne Türkiye  eli nispeten daha güçlüydü. Türkiye dışında hiçbir NATO üyesi devlet Rusya’yla aynı masaya oturmak istememektedir. Bununla birlikte tahıl krizinden dolayı Rusya’yla iletişim kanallarının açık tutulması gerekmektedir. Bunun içinse en iyi oyuncu Türkiye’dir. Dolayısıyla Erdoğan NATO üyesi devletlerden Putin’in görüşme imkânı bulduğu tek liderdir. Yani bu süreçte hem Rusya hem de Batı Türkiye’yi kaybederlerse sahip oldukları en güvenli iletişim kanalını da kaybetmiş olacaklardır. Buna ek olarak Rusya ekonomik kaygılarından dolayı da Türkiye’ye ihtiyaç duymaktadır. Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımları hafifletmek açısından Türkiye Rusya için hayati öneme sahiptir. Bundan dolayı Türkiye Rusya’nın içinde bulunduğu bu durumu kendisi açısından avantajlı hale getirerek Suriye’nin kuzeyine operasyon düzenlemek istiyordu. Bu nedenle Rusya da Türkiye’nin Suriye’nin Kuzeyine operasyon gerçekleştirmesine açık bir şekilde karşı çıkmadı ama zirve biter bitmez Kuzey Iraktaki patlama ve sivil ölümleri tezgahı ile karşı karşıya bırakıldı. Zira İran da  açık bir şekilde Türkiye’nin olası operasyonuna karşı çıkıyordu.

Tahran Zirvesi’nin bir diğer oyuncusu olan İran’ın ise Rusya’ya çok sayıda yüksek saldırı kapasitesine sahip SİHA satabileceği ABD tarafından duyuruldu. Bu SİHA’ların satılması halinde Rusya hava saldırılarında büyük avantaj elde edecektir. İran ise bunun karşılığında Suriye’de Rusya’ndan boşalan koltuğu kendisi doldurmak istedi ve yapılan saldırının ardından İrancı güçler Türkiye’ye karşı harekete geçtiler. Bırakın Suriye’de operasyon yapmayı Türkiye Irak’ta adeta istenmeyen güç haline getirildi. Hükümeti oluşturan koalisyon güçleri  içindekiİrancı kanat zirvenin çok olumlu geçti havasını vermeye çalışırken diğer taraftan Goygoycu ekip ise İrem dini lideri Ali Hamaney karşısında cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşürüldü konumu kapatmaya çalışmak için dikkatleri başka tarafa çekiyordu. Bu Goygoycu ekip en son gerçekleşen nato zirvesinde cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İngiltere başbakanı Boris Johnson omuzuna dokunmasını tarihi bir zafer olarak anlatmaya çalışırken alemine karşısında cumhurbaşkanın düşürüldü konumu dikkatlerden kaçırdılar. Ayrıcaİran’da Ukrayna Savaşı’ndan dolayı Batı’nın İran’ın enerji kaynaklarına  ihtiyaç duyulabileceği bilinmektedir. 

Sonuç olarak Tahran Zirvesi Rusya açısından görünüşte dünya diplomasisinde hala ben de varım sinyalini vermesi olarak okundu. Gerçekte ise kendi içinde bulunduğu durumdan dolayı Türkiye ve İran arasında dengeyi gözetme çabası olarak değerlendirilebilir. Türkiye ise İran’ın halihazırda sahip olduğu avantajlı durumdan  dolayı Suriye’nin kuzeyine olası operasyon imkanını bir müddet daha ertelemek mecburiyetinde kaldı. Türkiye Tahran zirvesi sonucu kaybettiği itibarını İstanbul’da gerçekleşen tahıl zirvesi ile aşmaya çalıştı.

Tahıl koridoru

BM genel sekreterliği ve Türkiye’nin girişimleri ile İstanbul’da Rusya ve Ukrayna tahıl ihracatına ilişkin anlaşma imzaladı. Hiç şüphesiz bu Türkiye için Tahran zirvesi sonrası oluşan Irak krizini örtecek diplomatik bir zaferdi. Ancak bu zaferde Türkiye’yi zor durumda bırakabilecek “ince bir nokta” var. Yani değim yerindeyse “şeytan ayrıntıda gizli”. Şöyleki aslında bu imza töreni sonrası  medyaya yansıyan algının aksine Rusya ve Ukrayna arasında bir antlaşma imzalanmadı. Bunun yerine iki ayrı antlaşma imzalandı.  İki antlaşmanın da adı aynıydı: “Tahıl ve Yiyecek Maddelerinin Ukrayna Limanlarından Emniyetli Sevki Girişimi Belgesi.” Antlaşmaların yürürlük süresi ise üç aydır. Bununla birlikte yeniden uzatılabilirler.

Bu Antlaşmalardan ilki Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Rusya Savunma Bakanı SergeyŞoygu ve BM Genel Sekreteri Guterres tarafından imzalandı. İkincisi ise Milli Savunma Bakanı Akar, Ukrayna Altyapı Bakanı OleksandrKubrakov ve BM Genel Sekreteri Guterres tarafından imzalandı. Yani aslında dünkü antlaşmalardan ilkinin tarafları Rusya,Türkiye ve BM’di. İkincisinin tarafları ise Ukrayna, Türkiye ve BM’di. Görüldüğü üzere dün Rusya ve Ukrayna’nın ikisininde taraf olduğu bir antlaşma imzalanmadı. Ve hemen ertesi gün Odesa limanı bombalandığı İçin aslında  sorun da burada başlıyor. Şöyle ki uluslararası hukuka göre antlaşmalar sadece tarafları açısından bağlayıcıdır. Yani sadece tarafları için hak ve yükümlülük doğurur. Bu durumda İstanbul’da imzalanan  antlaşmalar bakımından Rusya’nın Ukraynaya karşı, Ukrayna’nın da Rusya’ya karşı bir yükümlülüğü yoktur. Ancak Türkiye her iki antlaşmaya taraf olduğu için hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya yönelik uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve yükümlülük sahibidir. Bu Antlaşmalar kapsamında Türkiye ve BM tahılın güvenli bir şekilde ihracını denetlemekle sorumludurlar. Bu noktada yukarıda aktarığımız hukuki argümanlar aşağıda Türkiye’nin karşılaşabileceği siyasi zorlukları analiz etmemize imkan  sağlayacaktır.

Şöyle ki bugün Rusya, Ukrayna'nın en önemli tahıl ihraç limanı Odessa'ya üç füze saldırısı gerçekleştirdi. Bunlardan biri Ukrayna hava savunma sistemleri tarafından bertaraf edilse de diğer ikisi büyük tahribata neden oldu. Rusya’nın bu salıdırısı  İstanbul’da varılan antlaşmaların üzerinden daha 24 saat geçmenden gerçekleşti. Bu bağlamda eğer Rusya’nın saldırısı İstanbulda varılan antlaşmalar kapsamında tahıl ihracını engellemeye yönelikse Rusya’nın hem Türkiye’ye hem de BM’e karşı sorumluluğu gündeme gelecektir. Aynı zamanda tahılın güvenli ihracının denetiminden sorumlu olan hem Türkiye hem de BM’in  görev ve yetkileri söz konusu olabilir. Bundan dolayı BM Genel Sekreteri AntonioGuterres, Ukrayna'nın Odesa limanına yönelik bildirilen saldırıları kesin bir şekilde kınadığını ifade etti. Bu durumda Rusya’nın gerçekleşen saldırısı tahıl ihracının denetimi için sorumluluk üstelenen Türkiye’yi hem uluslararası hukuk hem de uluslararası siyaset açısından zor durumda bırakabilecektir. Yani Rusya’nın bu tür saldırlara devam etmesi tahıl  Antlaşmalardan dolayı Türkiye’nın zorunlu olarak tarafsızlığını bozmasına ve  Batı kanadının yanında yer almasına neden olabilir. Dolayısıyla tahıl Antlaşmaları dünyayı gıda krizinden kurtarması bakımından Türkiye’nin zafer olarak değerlendirilebilse de yukarıda belirttiğimiz sebeplerden dolayı Türkiye üç ay boyunca ince bir ip üzerinde hareket etmek zorunda kalacaktır.

 Tahran zirvesi ve İstanbul tahıl anlaşması birer patlama ile Türkiye’yi oldukça zor duruma sokmuştur. Dışpolitikadaki tıkanıklık iç politikayı da olumsuz etkileyecek gibi gözükmektedir.