DÜŞÜNCE YÖNETİMİ

İnsanoğlu tarih boyunca düşünmüştür. Varoluşsal boşluğa düşmemek, yani evren içinde kendini konumlandıracak yeri bulamamanın sıkıntısına girmemek için hep kendine yatırım yapmıştır. Düşünmekten uzak kaldığımız bu günlerde bu konuyu irdelemeye değer buldum. Toplumumuzda adeta bir virüs gibi yayılmış ve içimize zerk olmuş yüzeysellik hastalığı sırasında belki de tam da uygun bir konu.  Genellikle bünyelerde, varoluşsal boşluğun tezahürü olan ‘’sıkıntı’’ dikkat çekmekte.

Bir örnekle açalım; bizler çoğu zaman zamansızlıktan, iş yoğunluğundan sürekli şikâyet edip buna karşın o istediğimiz boş vakit olduğunda genellikle hiçbir şey yapmayız, yapamayız. O çok istenen boş zaman, içinde başka bir boşluğun farkındalığını sağlar. İşte o farkındalıkla, artık o noktayı beslemenin yollarına bakmalıyız. O istediğimiz şeyi gerçekte ne kadar istiyoruz? Bunun çareleri için kendimize yeteri kadar samimi olabiliyor muyuz? İnanın, ruhumuz kendimize verdiğimiz o cevapların samimiyetini çok iyi anlıyor. İçine düştüğümüz boşluk da aslında ruhumuzun bize verdiği tepkiler. Yapılacak şeylerin var olduğunu bile bile bahanelerle kendimizi kandıramıyoruz. Ve kaçınılmaz sonuç. İç sıkıntısı.

Ruhumuz içten beslenmedikçe, beynimiz bilgi ve farkındalıkla doyuma ulaşmadıkça, dıştan yapılan müdahale bizi tatmin edemez, hep eksik kalırız. Görsellik, estetik, ambalaj, nicelik bizi bu dünyada oyalamaya yetmez. Bilgi bizi dönüştürmeli, bizde bir şeyleri değiştirmelidir. Sizde bir fark yaratmayan, adeta hatibin Arapça düz okuması ve kimsenin bir şey anlamadığı bir okumanın hiç kimseye bir katkısı yoktur. Ya da düz bir Türkçe okuma,  farkındalığın olmadığı bir dönüşümün yaşanmadığı basit bir hikâye anlatımı, bir nevi zaman kaybı gibidir.

Ezberlerimizi destekleyecek bilgilere de ihtiyacımız yoktur aslında. İhtiyaç olan, ezberlerimizi yerinden oynatacak farklı bakış açılarının farkındalıklarını yaşayacağımız dönüşümlerdir. Kendimizi de eleştirel bir noktaya koyabilmek, çok yönlü bakabildiğimiz bakış açılarını geliştirmek hedefimiz olursa gelişim hazzını yaşama şansını elde ederiz.

Bir kişiyi ya da kitleyi, bir ideolojiyi ya da bir durumu eleştirirken, baktığımız noktaya çok dikkat etmeliyiz. Kim bilir belki de o eleştirdiğimiz şeyin aynısını yapıyor olabiliriz  o anda. Kendimizi o anda eleştirel noktaya koyabilsek, nasıl sınıfta kaldığımızı da görebilme şansına erişebiliriz. Tüm bu anlatılan ‘‘gerçeğin’’ bir nevi arayışıdır, hiçbir zaman bitmeyecek, sınırları olmayacak bir konu. Bir diğer kolaya kaçma hareketimiz ise kitleyle hareket ederek düşünme zahmetinden kendimizi kurtarmamız. Oysaki ne güzeldir içi dolu , algıları açık, kendini eleştirel noktaya koyabilen, gözü tüm dünyaya dönük özgür bilinçler.

Ne yaparsak yapalım bilerek yapalım. Mış gibi olan hiçbir şey etki yaratamaz, ‘‘gerçek’’ olan hep muazzam olmuştur, bir çölde de, bir dağ başında da bir metropolde de.

O ışık sizde de olsun.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Melek aslan
Melek aslan - 11 ay Önce

Tarık Altınok
Tarık Altınok - 11 ay Önce

Pozitif bir yazı. Zor okunur gibi gözüküyor,ama mesajını açıkça veriyor.

Yasemin KEYDAL
Yasemin KEYDAL - 10 ay Önce

Teşekkür ederim..☺