Fransa Cumhurbaşkanı Macron’unCumhurbaşkanımız Recep Tayip Erdoğan’ı Hedef Göstermesinin Sebepleri

Uzun bir süredir Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Türkiye karşıtı ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayip Erdoğan’ı hedef gösteren olumsuz söylem ve politikalarına şahitlik ediyoruz.

Aslında bu durum çok da şaşılacak bir durum değil. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği ve izlediği politikalar, kendi çıkarlarına çomak sokulan sömürgeci ve emperyalist batılı devletleri ciddi şekilde rahatsız etmiştir. Bu durumdan ciddi olarak rahatsız olanlardan birisi de Sömürgeci Fransa’nın Cumhurbaşkanı Macron’dur.

Bu sömürgeci düşünceye sahip devletlerce Türkiye’nin gelişmesinin durdurulması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın iktidardan uzaklaştırılması ortak hedef olarak belirlenmiştir. Bu amaçla hemen her olayda Türkiye karşıtlığında ve Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı düşmanlıkta uzlaşı içinde hareket etmekteler. Türkiye’nin Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde kavuşmuş olduğu askerî, stratejik ve teknik güç üstünlüğünü kullanmasını önlemek istemekteler. Buna karşılık, Türkiye her konuda çözümcü, barışçıl ve diyalogcu yaklaşımlarıyla bu devletleri adeta hareketsiz bırakmakta büyük bir başarı göstermektedir.

Sömürgeci/emperyalist devletlerin Cumhurbaşkanımızı hedef alması bizim için hiçbir şey ifade etmemektedir. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız başlatmış olduğu siyasî hareketle Türkiye’nin vazgeçilmez lideri konumuna gelmiştir. Toplumsal hayatın her alanında, gerek alt yapı yatırımlarıyla, gerek devlet ve millet kaynaşmasını sağlamasıyla, gerekse ufuk açıcı tutum ve uygulamalarıyla Türkiye’nin tam anlamıyla kalkınmasını sağlamıştır. Bu anlamda, Türkiye tüm kurum ve kuruluşlarıyla birlikte eski dönemlerin öğretilmiş çaresizlik alışkanlıklarından kurtularak, hedefleri olan, ne yaptığını ve ne yapacağını bilen bir ülke haline gelmiştir.

 Yine mevcut dünya sisteminin en haklı eleştirisi Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılmıştır. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, küresel kuruluşların işlevsizliği, BM kararlarının 5 büyük devletin elinde olmasından kaynaklanan bütün olumsuzluklar, “dünya beşten büyüktür” uyarısıyla, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından dile getirilmiştir.

Mevcut sistemin dünyanın bir kısmını zengin yaparken, diğer kısmında kitlesel açlığa ve yoksulluğa neden olduğu, küresel aktörlerin kendi ülkelerinin güvenliği ve gelişmişliğini sağlama alırken, başka bölgelerde istikrarsızlık ve çatışma ortamına neden olduğu,  Cumhurbaşkanımız tarafından her ortamda, yüksek bir sesle dile getirilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye eksenli söylemiyle, dünya eksenli söylemi aynı amaçlara yöneliktir. Bütün söylemlerinde bir gerçeklik ve uyarı bulunmaktadır.

Nasıl Türkiye’de vatandaşın devlet hizmetlerinden eşit ölçüde yararlanmasının önündeki engellerin kaldırılması amaçlanmışsa, dünya için hissettiği düşünce aynıdır.  Onun düşüncelerinin ve söylemlerinin özetinde; güçlünün değil, haklının sözünün geçtiği, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin dünyanın tamamının gelişmesi ve kalkınması için kullandığı, insanı yaşatma merkezli bir dünyadır.

Bugün Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından emperyalist düzene karşı uyanış için Türkiye’de söylenen bir söz hemen dünya kamuoyunda karşılık bulmakta, gündem yaratmaktadır. İşte bu nedenle,  Sayın Cumhurbaşkanımız Fransız Cumhurbaşkanı Macron’un veya diğer emperyalist ve sömürgeci düşünceye sahip liderlerin boy hedefi haline gelmektedir.

Macron gibilerin düşüncesi, eskiden olduğu gibi dünyanın bütün zenginliklerini kendi ülkelerine aktarmayı devam etmekten başka bir şey değildir. Türkiye’nin dünya genelinde uyguladığı barışçı ve sosyal politikalar onların bu sömürgeci anlayışlarına engel teşkil etmektedir. Bu nedenle, Türkiye’nin yapay bir şekilde gündeme getirilen sorunlarla uğraştırılarak biran önce durdurulması istenmektedir.

Zira bu endişelerinde de haksız değiller. Böyle giderse Afrika’daki eski sömürge ülkelerinden elde ettikleri tüm gelirlerden mahrum kalacaklar. Fransa’nın 14 eski sömürgesinden her yıl topladığı para yaklaşık 500 milyar doları bulmaktadır. Bugün hâlâ 14 Afrika ülkesinin parası Fransa’da basılmakta ve Fransa’nın tüm kamu borçları da bu paralardan finansa edilmektedir.        Fransa’dan, bağımsızlığını kazanmış olan bu eski sömürge ülkelerinin yıllık gelirlerinin yaklaşık yüzde 85’i Fransa Merkez Bankası’nda toplanmaktadır.  Tam anlamıyla sömürülen bu ülkeler, ekonomik açıdan sıkıntıdan kurtulamıyorlar. Fransa’ya bağımlı bir şekilde yaşamaya mahkûm ediliyorlar. Kendi paralarından borç almaları da kısıtlanan Afrika ülkeleri, bir yıl içerisinde Fransa'ya verdikleri paradan en fazla yüzde yirmi oranında borç alabiliyor. Ülkenin daha fazla borç istemesi durumunda Fransa’nın vetosuyla karşılaşmaktadır.

Bugün Fransa’nın bu ağır borç yükü altında ezilen; Benin, Burkina Faso, Gine, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Ekvator Ginesi ve Gabon liderlerin hep Fransa’ya bağlı oldukları sürece iktidarda kaldıkları bilinmektedir. Fransa’ya karşı ayak dirediklerinde veya vergi ödemeyi reddettiklerinde, ya bir darbeye ya da suikasta uğradıkları görülmektedir. 

Günümüzde de bu durum pek değişmiş değildir. Emmanuel Macron liberal söylemlerle iktidara gelmesine rağmen, Libya’da, Nijer’de, Çad’da yaşanan üzücü olaylarda, demokratik sistemi güçlendirecek, sivil otoriteye destek vermek yerine istikrarı bozacak askeri yönetimlerin iş başına getirilmelerini tercih etmiştir. Buralarda uyguladığı sömürgeci yaklaşımlı politikalarında ve Ortadoğu’daki yayılmacı eğilimlerinde de Türkiye ile karşı karşıya gelmiştir. İstedikleri sonucu elde edememiştir.

 İşte bütün bu nedenlerle Macron ülkesi için her yerde engel olarak gördükleri Türkiye’yi cezalandırmak ve uğraştırmak için, Doğu Akdeniz Bölgesinde Yunanistan’la birlikte hareket ederek, Türkiye’yi pasifisize etmek istemektedir.  Dünya kamuoyunda Türkiye’yi Yunanistan’ın haklarını gasp etmeye çalışan yayılmacı ve hukuk tanımaz bir ülke konumuna getirmek için büyük bir düşmanlık sergilemektedir. Ayrıca Avrupa Birliği ülkeleri içindeki güç kaybını perdeleyerek, liderliğe oynamak istemektedir.

Bütün bunları yaparken de Sayın Cumhurbaşkanımızı da tehdit diliyle yıldırmaya ve sindirmeye çalışmaktadır. “Erdoğan ayrı, Türk halkı ayrı” diyerek, Türk Milleti’ni kandırmaya ve uyutmaya çalışmaktadır.  Ancak, bu tarz bir yaklaşımla ne şimdi ne de gelecekte bir sonuç alması mümkün görünmemektedir. Aksine, Sayın Cumhurbaşkanımız ile Milleti arasındaki sevgi ve güven hislerini daha da güçlendirmektedir.

Kitap Açıklaması

Propaganda ya da psikolojik savaş, insanların savaşa karşı tutumlarına karar vermelerini sağlayan şartlar üzerine bir sahte çevre yaratmaya bağlıdır. Bu nedenledir ki, savaş propagandası yapanlar için düşmana bir suç yüklemek ve kendilerini için yüksek ahlâkî değerlerle bezenmiş bir zemin hazırlamak esastır.


Birinci Dünya Savaşı boyunca savaştaki taraf devletler -özellikle İngiltere ve Almanya- diğer devletlere karşı; savaşa girişlerindeki haklılıklarını ve savaşın başlamasına neden olanlara taraf olmadıklarını anlatma gereğini duymuşlardır. Bu amaçla propaganda ağlarını kurmuş ve bunu bir kamu hizmeti olarak yorumlamışlardır. Çok etkin bir şekilde yapılmaya başlanan propaganda faaliyetleri tarafların dinî, siyasî, askerî ve kültürel hedeflerine yöneltilerek, savaşan taraf devletlerin sivil ve asker kitlelerini etkilemeyi ve yönlendirmeyi hedef almış; yanıltma, taraftar kazanma ve planlanmış istekleri kabul ettirme amacıyla acımasız bir şekilde devam ettirilmiştir.

Bu kitap, Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlerin kendilerine yüksek ahlakî değerlerle süslü bir misyon yüklemek ve uluslararası kamuoyunu ikna etmek için uygulamış oldukları propaganda faaliyetlerini arşiv belgelerinden istifade ederek açıklamaktadır.

(Tanıtım Bülteninden)

  • Kitap Adı: Birinci Dünya Savaşı'nda İngiliz Propagandası
  • Yazar:Servet Avşar
  • Yayınevi: Ötüken Neşriyat
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 671
  • Ebat: 13,5 x 21
  • İlk Baskı Yılı: 2020
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786051559322
YORUM EKLE

banner320

banner319