GİTMEK VE KALMAK ÜSTÜNE

İnsan, doğası gereği hareket etmek ister, serbest olmak ister, kısıtlanmış küçük bir çember insana dar gelir. Kendini kısıtlanmış hisseden bir insan boğulur ve yer değişikliği yapmak elzem bir ihtiyaç haline gelir. Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz. Neden peki?

Korku ve baskılarla insanların maneviyatına, yaratıcılığına inen darbeler sonucunda sindirilmiş, etkisizleştirilmiş, düşünmeyen; bilimden, felsefeden, rasyonel düşünceden tamamen uzaklaşmış; sadece nefes alan bir canlıya dönüşüyoruz. Bu çemberin içinde hapsolmak istemeyenler oyun alanını genişletmeye karar verir. Büyük şehirlerde, küçük çemberlere sıkışan bu insan ruhu; bükülür, bükülür ve nihayetinde kabuğunu çatlatır. Ve o çatlaktan yürüyüp gider.

Son yıllarda, Ülkemizden yurt dışına yoğun şekilde beyin göçü gerçekleşmekte. Bu göç, hep vardı ama her geçen gün artarak devam etmekte. Batı dünyası, kendini yetiştirmiş insana elbette kucağını açıyor. Kendini yetiştiren insandan daha değerlisi yok. Bu yoldan gidenler elbette konfor alanlarını açıp daha rahat nefes alıyorlardır ama memleket özlemi de çektiklerini düşünüyorum. Hani insanın kendini evinde hissetmesi diye tabir edilen duygudan bahsediyorum.

Fiziksel olarak küçük bir şehirde yaşayan, dar alana sıkışmış insan da mutsuz olur. Küçük yer güvenlidir, insanlar iyidir ve gündelik yaşamın gerektirdiği temel bilgilerle yasam pekâlâ devam etmektedir. Üç beş kişi ile devam eden küçük bir kasaba, insana güven verse de yeterli gelmez. İnsan ister ki seçenekleri bol olsun, istediği birleşimi yapsın, istediği kişilerle organize olup bir araya gelsin. Söyleşiler, müzikaller, tiyatro, sinema, yeme-içme, gezme vs, tümü yakınında olsun. Farklı seçenekleri oluşturabileceğini bilmek ister insan, bunu çoğu zaman yapamasa da ortamın buna müsait olmasını bilmek onu özgür kılar. Bu sebepler, insanı büyük şehirlere yıllarca sürüklemiştir.

Peki oyun alanımız ne kadar geniş? Bulunduğumuz yerden memnun muyuz? Ülkede sıkışmış bir durumumuz var. Gidenlerin sebeplerini bu noktada kolayca çözümleyebiliyoruz. İnsan yapısı gereği aslında konulmuş tüm sınırlara muhalif olmuştur. Sınır, anlam itibariyle pozitife ters bir kelime. Beyinde yarattığı olgu negatifi çağrıştırır. Ve biz, aslında özgür olmak istiyoruz. Elimiz, ayağımız, beynimiz, ufkumuz sınırlanmasın istiyoruz. Attığımız adımlarla serüvende olmak, oyunda ben de varım hazzını tatmak istiyoruz. Diğer taraftan hep bir şeyler eksik kalıyor giden için de kalan için de. Sanırım insan nerede değilse orada mutlu olacağına inanıyor.

Gitmek ve kalmak;  Önceleri ‘‘gitmeyi’’ sadece düşünür, aklımdan kısa kısa geçirir, sonra başka konulara geçiş yapar ve yoğunlaşmazdım. Şimdi gidemesem de artık yazıyorum ve bu da çok iyi hissettiriyor. Ne demiş şair: ‘‘Ben her bahar gitmek isterim/ Gittiğim olmadı hiç / Ama olsun, istemek de güzel!’’

Ve gitmek isteyip de gidemeyenlere cesaret verebilir fikriyle Hasan Ali Toptaş’ın ‘‘Yalnızlıklar’’ şiirinin bir bölümüyle yazımı sonlandırıyorum.

Çekip gitmek en güzeliymiş gibi gelecek
ama çekip gidemeyeceksiniz.
İşiniz,
alışkanlıklarınız,
derme çatma düzeniniz,
çocuklarınız,
toplumsal korkularınız;
hadi ataletiniz diyelim hepsine.
İzin vermeyecek size!
Başkalarının felaketinde teselli bulacaksınız.
Onlar kadar alçalmadığınızı düşüneceksiniz.
Onlar kadar rezil, kepaze olmadığınızı.
Onlar kadar başarısız olmadığınızı…
Ortalama yaşamınıza sığınacaksınız.
Hayatla ilgili onca fikri varken uygulamada sınıfta kalmış her bilgiç, başarısız insan gibi derin mutsuzluklar içinde sadece eleştirebilen bir taslak olarak kaldığınızı fark edeceksiniz belki bir gün.
Ya da…
Göze alacaksınız kendinizi.
Kendinden başka düşman yoktur çünkü.
Severken de
dövüşürken de
kendinden daha çok yaralayamaz hiç kimse ve hiçbir şey bir insan zihnini…
Verdiğiniz onca açığa ve gösterdiğiniz bütün zayıf noktalarınıza, içinizden çıkmış hainlerin topuğunuzdan vurulacağınızı bildiklerini bilmenize rağmen yola çıkacaksınız.
Sırtınızdaki bıçak kesiği soğumaya başladığında emin olun en çok o zaman acı duyacaksınız.
Ama bildiğiniz gibi iyileşecek yaranız.
Sokaklardan arabalar geçecek,
mevsimler dönüşecek,
yeni şarkılar söylenecek,
birileri ölecek,
birileri doğacak…
Ama en çok o zaman seveceksiniz kendinizi…
Hiçbirinin bir önemi olmadığını anladığınız anda…
Ne düşman sandıklarınızın
ne de aynı yanda olduğunuz savaşçıların
ne de sebeplerinizin yani…
O idrakin başlama noktasında bitecek telaşınız…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Esra Kalkavan
Esra Kalkavan - 10 ay Önce

Siz cesur bir düşünürsünüz

Hikmet Geneci
Hikmet Geneci - 10 ay Önce

İlkim Manisa
İlkim Manisa - 10 ay Önce

Siz hep yazın, siz hep insanların hayatlarına güzel dokunuşlar yapın

Hande Eroğlu
Hande Eroğlu - 10 ay Önce

Sizce giden mi sürgün, kalan mı ? Kaleminize sağlık..

Yasemin KEYDAL
Yasemin KEYDAL - 10 ay Önce

Yüreğinize sağlık Özlem Hanım.

Ali Rıza Emre
Ali Rıza Emre - 10 ay Önce

Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.