GÖÇLE GELEN CASUSLUK OLAYLARI VE ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER

Hatırlanacağı üzere daha önceki köşe yazılarımda; sınır güvenliğimiz, düzensiz göçmenler, ülkemizdeki Suriyeliler ve diğer tüm düzensiz göçmenlerin ne gibi hukukî haklara sahip oldukları konusunda bilgi vermiştim. Yine uluslar arası hukuk çerçevesinde, bu insanlara ülkemiz tarafından verilmekte olan imkân ve hizmetler gibi birçok konuyu değerlendirmiştim.

Bu haftaki yazımda ise, milli güvenliğimiz açısından son derece önemli gördüğüm “göçle gelen casusluk” konusunu değerlendireceğim. Son günlerde ülkemizde ortaya çıkartılan casusluk olayları ve sonuçlarına baktığımızda, bu durumu çok açık bir şekilde görebilmekteyiz. Bazı önemli istihbarat örgütlerinin ve ülkemize düşmanlık besleyen ülkelerin göçle birlikte gelen bu çaresiz insanları bazı terör eylemlerinde kullanmak için fırsat kollandığı görülmektedir.

 Yine bu insanlardan; ülkemizin sır niteliğindeki stratejik bilgilerinin öğrenilmesinde ve gelecekte bir kaos ortamının oluşturulmasında fayda temini için bazı gizli çalışmaların varlığı müşahede edilmektedir.

Bu duruma güncel bir örnek vermemiz gerekirse;  Gaziantep’te yakalanan, Yunanlı Casus Mohammed Amar Ampara’yı söyleyebiliriz. Yunanistan Ulusal İstihbarat Teşkilatı (EYP)’nin talimatı doğrultusunda, Türkiye’deki Suriyeliler konusunda araştırmalar yaptığı ortaya çıkartılan bu casus gibi daha pek çok casusun ülkemizde faaliyet gösterdiği ihtimalini değerlendirdiğimizde, milli güvenliğimiz açısından önemi de bütün açıklığıyla görülebilir.

Milli güvenliğimiz açısından son derece önemli olan bu tespitimizden sonra, “göçle birlikte gelen casusluk olaylarına” karşı alınması gereken tedbirler konusunda siz değerli okuyucularımız ve ilgili kurumlar için biraz daha ayrıntılı bilgi vermek istiyorum.

  Bugün herkesin kabul ettiği şekli ile göç artık uluslararası bir sorundur. Göçün önlenmesi ve göçten kaynaklı güvenlik sorunlarının çözümü için alınan tüm önlemlere rağmen; artan işsizlik, bozulan gelir dağılım adaleti, geri kalmış ülkelerdeki ağır borç yükü, savaşlar ve çatışmalar hem göçü düzensiz hale getirmekte, hem de göçmen sayısında bir artışa neden olmaktadır.

Bu kapsamda, düzensiz göçmenler açısından ülkemiz transit ülke konumundan, hedef ülke konumuna gelmiştir. Ortadoğu, Kafkasya ve Balkanlarda yıllardır süregelen çalkantılar, Türkiye’ye kitlesel akınlara yol açmıştır. Bu akınlar karşısında, ülkemiz açık kapı politikası uygulamış ve zor durumda bulunan tüm sığınmacılara kucak açmıştır. Tüm imkânlarını seferber ederek, bu insanların mağduriyetlerinin giderilmesi için büyük bir özveri örneği göstermiştir.

Ancak, gelinen durum itibariyle göç süreci tüm dünyanın gündeminde olan ve çözüm için stratejik iş birliği alanında etkin bir küresel adım atılması gereken bir konudur. Bu hususta, özellikle Birleşmiş Milletlerin daha verimli çalışması gerekmektedir.  Birleşmiş Milletler,  sorunun çözümüne olumlu yönde katkı sağlamak için daha çok saha analizleri eşliğinde, ilgili ülkeler ile koordinasyon içerisinde çalışması gerekmektedir. Yine, Birleşmiş Milletler Türkiye ile göç politikalarında daha uyumlu ve Türkiye’nin tavsiyelerini dikkate alarak adım atması gerekmektedir. Bu şekilde birlikte hareket edilmesi, hem zaman kaybını önleyecek hem de yapılacak harcamaları azaltacaktır. Dolayısıyla istenilen bir başarıya ulaşmayı da sağlayacaktır.

Zorunlu göç sürecinde olan bir toplum; iş gücünü, yurdunu, akrabalarını, evini, topraklarını bırakıp, başka ülkelere intikal ederek özgürlük, refah ve güven eksenli bir hayat arzusu ile yola çıkarak kontrolsüz bir ilerleyiş ile düzensiz göçün oluşmasına neden oluyor.

Tüm bu olumsuz faaliyetlerin yanı sıra düzensiz göçle birlikte, bu insanların mağduriyetlerinden istifade ederek, ülkemize sızmaya çalışan casuslara ve casusluk faaliyetlerine karşı her zaman tedbirli olmalıyız.  Özellikle de bilinmeyen yollar ile ülkemize giren yabancı kişilere karşı daha titiz bir inceleme ve gözlemde olmalıyız. Bunların ayrımı ve sosyolojik analizinin güçlü bir şekilde yapılması için daha çok özen göstermeliyiz.

Düzensiz göç; bir ülkeye yasadışı giriş yapmak, bir ülkede yasadışı şekilde kalmak veya yasal yollarla girip, yasal süresi içerisinde çıkmamak anlamına gelmektedir. Düzensiz göç hedef, transit ve kaynak ülkeler açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Düzensiz göç; hedef ülkeler için ülkelerine yasadışı yollardan gelen veya yasal yollarla gelip yasal çıkış süreleri içerisinde çıkmayan kişileri kapsarken; kaynak ülke için ülkesini terk ederken gerekli prosedürlere uymayarak, ülke sınırlarını geçen kişileri içerir.

Transit ülkeler içinse; kaynak ülkelerden hedef ülkeye ulaşmak için yasal ya da yasal olmayan yollarla ülkeye girip bu ülkeyi bir geçiş ülkesi olarak kullanıp ülke sınırını terk eden kişilerdir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR) “Küresel Trendler 2020 Raporu”na göre, 2020’de savaşlardan, şiddetten ve zulümlerden kaçan insanların sayısı 82 milyonu geçmiştir.

Suriyeli mültecilerin ardından, Afganistan’da iç karışıklık nedeniyle zorunlu göç sürecinin arttığı sığınmacı olarak ülkelerinden kaçarak başka ülkelere gidenlerle birlikte daha yüksek bir rakama ulaştığı aşikârdır. 2020 yılı nüfus sayımına göre Afganistan nüfusu tahmini otuz dokuz milyondur. Ülkede oluşan iç karışıklık ve kaos süreci ardından zorunlu göç edenlerin sayısı ise çok merak edilen bir konudur.

Kendi evlerinden, kendi yurtlarından, kendi işlerinden, kendi güçlerinden kaçarak başka ülkelere gidenlerin dağılan aileleri, eşleri çocukları Birleşmiş Milletler tarafından insan hakları ihlali olarak kabul edilip acil bir şekilde incelenmelidir.

Türkiye; Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesişim noktasında olması, politik ve ekonomik açıdan gelişmemiş devletlerle zengin batı ülkelerinin arasında bir köprü niteliğinde bulunması itibariyle düzensiz göçmenler tarafından transit güzergâh olarak kullanılmak istenirken bugün hedef ülke haline gelmiştir. Bu durum ise ülkemiz için birçok güvenlik sorununu da beraberinde getirmiştir.

  Milli güvenliğimizin korunması yönünde, her şeyden önce aile olarak gelenler ile ailesini geride bırakıp, bireysel olarak gelen yabancı kişiler üzerine güçlü bir analize ihtiyacımız bulunmaktadır. Emniyet ve güvenlik kurumlarının sığınmacılara ait verilerin toplanmasında çok daha hassas davranması gerekmektedir.  

Bu amaçla da; sığınmacılara kimlik tespiti işlemi ile neden geldiği, ne işle meşgul olduğu, ailesinin nerede olduğu, kendisini teyit edecek başka sığınmacı tanıdığının olup olmadığı, parmak izi ve etnik yapısı vb. konular üzerine analizler yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu analizlerin daha sonraki dönemlerde de izleme ve takiplerle desteklenmesi gerekmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ve takip eden yıllarda ülkemize gelen tüm sığınmacılara yapılan araştırma ve incelemelerde bu titizliği görmekteyiz. Bu konuda yapılmış ve Emniyet Arşivinde bulunan pek çok örnek mevcuttur. Gelen sığınmacılardan şüphe duyulanlar yıllarca takibe alınmış ve zararlı faaliyetleri olanlar derhal sınır dışı edilmiştir. O günün sınırlı imkânlarına rağmen yapılan bu işlemler, günümüz teknolojisinde daha kolaylıkla yapılabilir.

Göçle Gelen Casusluk Faaliyetlerine Karşı Alınması Gereken Önlemler

 Dost ve akraba topluluklar ile sınır dostumuz olan ülkelerde gerçekleşen iç karışıklıklar sonucu bize sığınan insanların bir kısmı ülkemizde güvenlik tehdidi oluşturabilir. İçinde bulunduğumuz şu anki durum, ülkemiz açısından değerlendirildiğinde, göçlerle birlikte gelen kişilere karşı çok sıkı önlemler almayı zorunlu kılmaktadır.

Özellikle, bazı yabancı gizli servisler tarafından kendileri adına çalışan veya çalışacak casusların, sığınmacı olarak ülkemize planlı bir şekilde gönderilmesi ihtimali ciddi bir şekilde incelenmesi gereken bir durumdur. Çünkü sığınmacılar hayat güvencesi gerekçesi ile zorlu şartlar altında ülkelerini terk ederken, bunların arasına, yardımcı olan ülkelerin kayıt dışı ve deşifre olmamış casusluk elemanları sızarak, ülkemize giriş yapmış olabilirler. Bu gizli örgütler adına bir takım planlı amaçlar doğrultusunda istihbarat/casusluk ve terör eylemleri için çalışmalar yürütebilirler.

Bu bakımdan her ne şekilde olursa olsun ülkemizde sezilecek veya ele geçecek her çeşit casusluk olaylarını ve içyüzü henüz belli olmamış sığınma hareketlerini mutlaka milli güvenlik sorunu olarak hassas ve gizli bir şekilde değerlendirmeliyiz. Her amir, memur ve vatandaş bu prensip içerisinde hareket etmelidir.

Herhangi bir casusluk ve sığınma hareketini gören, hisseden veya haber alan her daire, her memur ve her vatandaşın ilk görevi; böyle bir hareketin gizliliğini bozmadan ve ne şekilde olursa olsun ortaya saçılmasına meydan vermeden, en yakın polis, jandarma askeri makamlara haber vermek ve bu sırada izlerinin kaybolmamasına çalışarak, yakalanmalarını sağlamaktır.

Bunun için halkın bilinçli bir şekilde aydınlatılması önem teşkil eden bir durumdur. Özellikle de uluslararası sivil toplum ve medya kuruluşlarının, ülkemizde olası bir kaos için “çıkış noktası” olarak belirledikleri mülteciler konusuna dikkat etmeliyiz.

Herhangi bir casusluk hareketini, herhangi bir şekilde haber alan makamlar işin içinde olanları derhal yakalayarak, muhafaza etmelidir.  Bu işlem sırasında gizliliğe son derece dikkat ederek sürecin koordinasyon içerisinde sonuçlandırılması ve bilgilendirilmelerin yapılması gerekmektedir. Bu şekilde hareket tarzı tamamıyla ülkemizin ve devletimizin kazanımlarını artıracaktır. Aksi takdirde büyük güçlük ve emeklerle hazırlanmış olan işler olumsuzlukla sonuçlanabilir.

Aksi durum oluşmuşsa, yani sığınmacı şüpheli ise, doğal olarak bu bilgi ilgili makamlara bildirilecektir. Casusluk ve sığınmacı olaylarının sır mahiyeti son derece sınırlandırılmalı, ilgili daireler içinde bile bu işle uğraşmayan memurlara karşı da gizli tutulmalıdır.

Çünkü bu gibi olaylardan bilgisi olan çevrelerin genişlemesi, bilerek veya bilmeyerek, açığa vurulması ihtimalini arttırır. Bu gibi olayları gözetleyen, gizli ajanlarının olabileceği de hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Kendi haber alma çalışmalarımızın gizlenmesi daha önemlidir. Bu amaçla Milli Güvenlik Kurulu tarafından yapılacak önerilere uymak gerekir. Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu’nun görüşlerine her zaman önem verilmelidir.

Kendi haber alma çalışmalarımız hakkında yapılacak resmi işlemlerde gizliliğe daha fazla dikkat etmeliyiz. Ayrıca emniyet, jandarma, ilgili kamu kurumları Milli İstihbarat Başkanlığı koordinasyonu içerisinde işlevsellik göstermesi önemli bir gelişme olacaktır.

Kara, hava ve deniz sınır bölgelerimizde düşman haber alma çalışmaları hakkında halk ve resmi makamlar aydınlatılıp uyarılırken, kendi haber alma çalışmalarımıza bir şekilde rastlanılması durumunda yapacakları işleme ilişkin dikkatleri çekilmeli ve her iki durumda da gizliliğe son derece dikkat edilmesi gereği kesin bir dille vurgulanmalıdır.

Vatan savunmasında haber alma işlerinin büyük bir rolü olduğu ve bu savunmaya herkesin gönüllü olarak katılmasının bir memleket borcu bulunduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.

Bu hususta Milli İstihbarat Başkanlığı haber alma işlerinde bir uzmanlık katıdır. Vatandaşlar bütün memleketlerde olduğu gibi onun fahri üyesidir. Bilgilerini Milli İstihbarat Başkanlığı’na formalitesiz ve sorumluluk kaygısı olmaksızın iletebilirler. Yine tüm kurum ve kuruluşlar da vatandaşlarımız için söylediğimiz ilkeler doğrultusunda,  Milli İstihbarat Başkanlığı’na her türlü desteği verecek şekilde, vatanı müdafaa ilkesi ile hareket etmelidir.

 Hudut, Liman ve Gümrüklerdeki Casusluk Olayları

     Son yıllarda kara ve deniz sınırlarımızda sığınmacılık olayları ve buna bağlı olarak da bazı casusluk faaliyetleri meydana gelmektedir. Bu gibi olayları haber alan vatandaşların ve güvenlik güçlerinin nasıl hareket edilmesi gerekeceğini yeterince bilmemeleri nedeniyle bir takım olumsuzluklar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle, böyle bir halde nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda ilgililerin ve vatandaşlarımızın bilgilendirilmesi ve eğitilmesi büyük bir önem arz etmektedir. Bu kapsamda şu hususlara özellikle dikkat edilmelidir;

1- Sığınmacılar: Şimdiye kadar edinilen deneyimlere göre, ülkemize gelen önemli sığınmacılar vatandaşlarımız ve güvenlik güçlerimizin gereksiz ifşaları sonucunda, özellikle medya aracılığıyla kamuoyuna abartılı bir şekilde duyurulmaktadır.

Böylesi bir hareket ne yazık ki ülke için zararlı sonuçlar vermektedir. Dışarıdan gelen herhangi önemli bir sığınmacı şayet samimi ise bazı düşman sır ve haberlerini vermek suretiyle bizim için faydalı olabilir. Her sığınmacı birer bilgi kaynağıdır. Pilot sorular ile alınacak cevaplar, ülkemizi ilgili tedbirler açısından başarılı sonuçlara götürecektir.  Bu nedenle, devletimize destek sunan sığınmacı yabancının korunması sözü hassas bir şekilde yerine getirilmelidir.

Bu kapsamda güzel bir örnek vermemiz gerekirse, ülkemizdeki Afganistanlı sığınmacılar söylenebilir. Ülkemize kitlesel olarak bir göçün yaşandığı Afganistan’dan son derece önemli kişiler de gelmiştir. Bunların arasında; siyasi parti liderleri, etnik yapı temsilcileri, kanat öncüleri, yüksek rütbeli askerler (generaller)in tamamı ve üst düzey bürokratlar bulunmaktadır.  Bütün bu önemli kişiler güvenlik gerekçesi ve tarihi bağlar neticesi ile Türkiye’ye sığındılar.

 Bu özelliği ile ülkemizde adeta mini bir Afganistan yönetimi bulunmaktadır. Bu denli önemli insan profilinden bölgenin sorunlarının çözümünde ve tersine beyin göçü politikasında çok rahatlıkla istifade edilebilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti tersine beyin göçü politikası ekseninde bu nüfus kitlesini doğru politikalar ile yönlendirdiği takdirde, gelecekte Afganistan’da gerçek anlamda bir barışı temin edilebilir. Afganistan’da sükûnet ve düzen demek, Orta Asya’ da kalıcı bir sükûnet demektir. Orta Asya’da sükûnet, Türk dünyasında birliğin ve dirliğin teminatı demektir.

 Bugün, eğer Türk Devletleri Teşkilatı güçlü bir strateji ile yol almak istiyorsa, lojistik merkezi olan Afganistan için büyük mücadele verilmelidir. Horasan erenlerinin diyarı olan Afganistan’ın da Türkistan coğrafyasının bir parçası olduğu gerçeği yeniden dış politikanın ana gündemi haline gelmelidir.

Bu kapsamda, Türkiye kurumsal bir çerçevede, tarafsız ve objektif bir şekilde hareket etmelidir. Türkiye’de bulunan üst düzey Afganistan temsilcilerini bir enstitü formatında bir araya getirmelidir. Öncelikli, olarak kendi iç dinamiklerindeki sorunların çözümü için gayret etmelidir.

Bu hususta; kolektif bir şekilde bir araya gelip, her şeyi ile kendine yeten bir Afganistan için mücadele edecek bir anlayışın oluşturulması en doğru adım olacaktır. Biz bunu başaramazsak, bu boşluğu keşfeden batılı ülkeler, teker teker bu üst düzey yetkilileri siyasi sığınmacı olarak alır ve kendi politikaları ekseninde işleyerek gelecekte kullanmak üzere teoriler geliştirir. O vakit en çok zorluğu yine biz yaşarız. Çünkü Türkiye jeo-stratejik, jeo-kültürel ve Jeo-politik açıdan önem teşkil eden bir coğrafyada yer almaktadır.

Bugün dünyada en büyük sorun İslam’ın yanlış yorumlanması üzerine çıkıyor. Batı bunu asırlardır islamofobi olarak ele alıyor. Bizim bu tezi tersine çevirmek için, içinde bulunduğumuz stratejik süreci kazanıma dönüştürmemiz gerekmektedir. Böylece islamofobi yerini islamohobiye bırakacaktır. Kuran ve Sünnet ekseninde ahlak ve adalet tezleri ile İslam doğru bir şekilde anlaşılacaktır. Bunun için geç kalma lüksümüz yoktur. Bu alanda yürüten çalışmalar, aynı zamanda istihbarata karşı koyma faaliyeti olarak ele alınmalıdır.

Bu vesile ile meşru hükümet döneminde gelen diplomatlar ile Türkiye kuracağı bir oryantasyon sürecini doğru ve güçlü bir şekilde hayata geçirmelidir. Türk dış politikası ve tüm kamu kurum ve kuruluşları Orta Asya’da güçlü bir Türkiye olmak için Afganistan krizine kapalı bir şekilde farklı noktalardan aynı hedef doğrultusunda gayret etmelidir. Bu kapsamda, kurumlar arası koordinasyonda devletin vizyonu büyük bir önem teşkil etmektedir.

Yenidünya düzenin kurgulandığı ve kıyasıya örtülü mücadele veren büyük dünya devletlerinin amacı Orta Asya’ya yani Türkistan coğrafyasına sahip olmaktır. Türkiye bu sürece hiç bir şekilde kayıtsız kalamaz. Devlet politikası olarak mücadeleyi bütünlük içerisinde ele almalı ve süreci Milli Güvenlik Kurulu tarafından yürütmelidir.

2- Casuslar: Haber alma servisleri tarafından yönetilen gizli savaşın hiçbir zaman ateşkes ve barış dönemi yoktur. Bu savaşlar aralıksızdır ve sonsuza dek sürecek ve böyle de kalacaktır. Bundan dolayı gelecekteki olası düşmanlarla sürekli bir uğraşı halinde bulunan Milli İstihbarat Başkanlığı’na tüm devlet kurumlarımız ve vatandaşlarımız her türlü desteği vererek, vatanı müdafaa ilkesi ile hareket etmelidir.

Ülkesini seven, maddi ve manevi bakımdan olgun bir hale gelmiş her vatandaş; düşmanların açık veya kapalı bir şekilde vatana verebilecekleri zararlara karşı uyanık bulunmalı ve mücadele etmelidir.

 Eğer düşmanla mücadele böyle bir ruhla yapılmazsa, haber alma servislerinin sınırlı sayıda elemanlarıyla böylesine büyük bir başarı elde etmesi imkânsızdır.

Düşmanın gönderdiği bir casusun izinin bulunması ne kadar önemliyse, onun bağlantıları ve çalışma araçlarını ortaya çıkarmak ve bunlardan yararlanma çarelerini de aramak da onun kadar gereklidir.

Örneğin; izi bulunan casusun karşısına özel bir amaçla insanlar çıkarmak, böylelikle bu casusun hedef ve bağlantılarını tespit etmek, düşmana yanlış haberler vermek, casusun kişiliği uygun ise bunu tekrar düşmana karşı kullanmak gibi önemli bir durumdur. İzi bulunan bir casusu hemen yakalamak ve sevinçle bunu her tarafa yaymak ondan sağlanacak asıl başarıyı küçültür. Bu nedenle, çok temkinli hareket ederek, doğru adımlar ile yol alınmalıdır.

3- Karşı Casusluk: Esas araçları propaganda, tehdit ve tedhişten oluşan olası bir harbin etkisini azaltmak, düşman propagandasının gerçek ve sahte cephelerini keşfetmek, düşman tehditlerinin ne dereceye kadar uygulanabilir olduğunu anlamak karşı casusluk hamlesidir. Buna göre; gerekli hazırlıklarda bulunmak veya gereksiz hazırlıklardan kaçınmak için Milli İstihbarat Başkanlığı’nın her zamankinden daha çok etkinlikte çalışması, en değerli bir gereksinim olacaktır.

 Göçle Gelen Casuslukla Mücadelede Kamu Kurumlarının Önemi

Zorunlu göç sürecinde meydana gelen sığınma evresinde casuslukla mücadele için en güzide kurumlar arasında İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı gelmektedir. Bu derece stratejik bir önem teşkil eden kurumun personel ve yerel personel açısından ilgili tüm güvenlik tedbirleri ele alınmalıdır.

Göç personeli ve yerel personel üç yılda bir zorunlu rotasyona tabi tutulmalıdır. Herhangi bir referans kabul etmeksizin, bir merkezde atama usulü ile görev yapmak yerine, zorunlu tayin uygulaması yapılmalıdır. Göç stratejisinde herhangi olumsuz bir durum ile karşılaşmamak için, kuruma yapılacak atamalarda, görevin önemini bilen nitelikli ve liyakatli kişilere öncelik verilmelidir.

Sınır Güvenliğimiz ve Göç Politikalarımız

Sınır güvenliği, bir ülkenin mevcut anayasal sınırlarından yasal olmayan yollardan geçişin önlenmesi amacıyla, askeri ve kolluk güçlerinin aldığı her türlü aktif ve pasif tedbirlerdir. Klasik anlamda sınır güvenliği askeri bir içeriğe sahip olup, sınırda yasa dışı insan ve mal geçişlerine karşı tedbirler alınması ve başka ülkenin sınır saldırılarına karşı ülkenin korunması anlamına gelmektedir.

Son yirmi yıllık süreçte bu algı değişmiş, sınır güvenliği yasa dışı göç, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, küresel ısınma ve radyoaktif kirlilik gibi çevresel sorunlar ile uluslararası terörizm vb. yeni güvenlik riskleri ile karşı karşıya kalmıştır.

Tüm bu yeni risk alanları hem sınırların tek bir devlet tarafından korunmasını zora sokmakta, hem de sınırlar artan iletişim ve teknolojik imkânlar sonucunda, daha geçirgen hale gelerek güvenlik risklerini artırmaktadır. Bu nedenle, sınır güvenliği söz konusu olduğunda, günümüzde bütünleşik sınır yönetimi öne çıkmaktadır.

Bütünleşik sınır yönetimini öne çıkaran ve klasik sınır yönetiminden ayıran bazı özellikler bulunmaktadır. Buna göre, klasik sınır güvenliğinde öncelikli olan, devlet ve devletin sınırının korunmasıdır. Bütünleşik sınır yönetiminde sınırın güvenliği, insan güvenliğinden ayrı düşünülmez. Sınır korunurken, insan haklarını çiğneyen uygulamalar da kabul edilemez.

Bütünleşik sınır yönetiminin bir diğer özelliği, sınır yönetimini sorunlara karşı daha duyarlı, hızlı ve etkin müdahale eder hale getirmektir. Bu konuda teknoloji kullanımı önemlidir. Termal kamera, yapay zekâ odaklı algoritmik sistem analistleri, uydu ve drone teknolojisi, robotik donanım yeni sınır güvenlik aygıtları arasındadır.

Ülkemiz, düzensiz göçe karşı gerek ulusal düzeyde etkin tedbirler alarak gerekse bu alanda uluslararası düzeyde sorunların tespiti, bilgi alış-verişi, ortak mücadele ve işbirliği şeklindeki çalışmaların stratejik bir plan içerisinde ilerlemesi için gayret etmeliyiz.

Düzensiz göçle mücadele, ülkelerin kendi başlarına kaderlerini tayin edebileceği bir mesele olmaktan çıkmıştır. Bu bağlamda uluslar; ikili, bölgesel ve küresel gruplar oluşturarak bu mücadeleyi sürdürme eğilimine girmişlerdir.

Türkiye düzensiz göç konusunda daha etkin ve verimli çalışmaların yapılabilmesi için birçok ulusal ve uluslararası kurumla işbirliği içine girmiştir. İşbirliği içine girilen kurumların başında; Birleşmiş Milletler Göç Kuruluşu, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği,  Uluslarası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi (ICPMD) sayılabilir. Bunların dışında yurt içinde de birçok ulusal sivil toplum örgütü ile de birlikte hareket edilmektedir. Bu amaçla örnek gösterilecek birçok faaliyetin öncüsü olmuştur. Bunlardan bazılarını sıralamamız gerekirse;

Türkiye, 53 katılımcı ve 4 gözlemci ülke ile birlikte 13 Uluslararası Kuruluşun katıldığı, düzensiz göçü önlemeyi, düzensiz göçle mücadelede kalıcı çözümler bulmayı ve göç yönetimi alanında sürdürülebilir politikalar geliştirmeyi amaçlayan Budapeşte Süreci’nin 2006 yılı Ocak ayının başında başkanlığını üstlenmiştir.

Türkiye düzensiz göçle mücadele konusuna verdiği önemin bir göstergesi olarak bu süreçte öncülüğünü yaptığı İpek Yolu Bölgesi Çalışma Grubunun kurulmasını sağlamış ve göç yolu üzerindeki kaynak, transit ve hedef ülkeleri bir araya getirmeyi olanaklı hale getirmiştir.

Türkiye, Uluslararası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi (ICMPD)’nin yürütmekte olduğu Akdeniz Bölgesinde Transit Göç Diyaloğu girişimine de katkı sağlamaktadır. Türkiye, FRONTEX (AB Sınır Güvenliği Birimi) ile düzensiz göçü önlemek amacıyla 28 Mayıs 2012’de Mutabakat Zaptını imzalamıştır.

Terörle mücadele, malların dolaşımının kontrolü ve uluslararası sınırlardaki personelin izlenmesi gibi tehdit yaratan birçok unsur nedeniyle dünyanın dört bir yanından devletler, bu tehditlerin yol açtığı zorluklarla durmaksızın mücadele etmektedir.

Giderek artan göç dalgaları ve sınırlarımızda ülke güvenliğimizi tehdit eden unsurlar bu konulara ilişkin güncel çözüm ve teknolojilerin önemini arttırmıştır. Bu doğrultuda ülke güvenliğini sağlayan kritik ürün ve hizmetlerin yerli sanayimiz tarafından yapılması adına kamu ve özel sektör birçok kez bir araya gelerek başarılı sonuçlar ortaya koymuştur.

Sınırlarımızın güvenliği her gün biraz daha önem teşkil eder hale gelmiştir. Hudut, kara, deniz ve hava sınırı güçlü bir sistem ile koruma altında tutulmaktadır.

 Sonuç olarak söylememiz gerekirse; bütün bu çalışmalara rağmen, ileride bu sürece mukabil olarak, iklim değişikliği sonrası meydana gelen kuraklık ile artan göçe şimdiden ülkemizi koruyacak önlemler almak için güçlü stratejiler geliştirmeliyiz.

Sınır güvenliği hususunda; Jandarma Genel Komutanlığı hudut ve sınırdan içeriye yönelik güvenlik stratejisini uygularken, tam kapsamlı hudut ve sınır dış güvenliği Millî Savunma Bakanlığı kontrolünde Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı birlikler tarafından sağlanmalıdır.

Bunların dışında komşu ülkelerle de diplomatik temasların artırılması gerekmektedir. Özellikle İran ile diplomatik temasların artırılarak, İran sınırlarından bilinmeyen yollarla ülkemize yabancı kişilerin girişlerine karşı önleyici politikalar geliştirilmelidir. Bu hususta önleyici tedbirler ve devam etmesi doğrultusunda yaptırımlar hazırlanmalıdır.

Ülkelerindeki iç karışıklık ve kaos süreci sonrasında, merkezi otoritede meşruluğunu kaybeden ülkelerin diplomatik misyon temsilcileri ile ikili işbirliğinde doğru adımlar ile ilerlenmelidir. Özellikle diplomatik misyon temsilciklerinde; yalnızca büyükelçi değil, müsteşar, başkatip ve ataşelerin de ortak muhatap alınıp görüşme ve ilgili çalışma toplantıların bütünlük içerisinde ele alınması gerekir.

Bu şekilde hareket edilmesi halinde; bireysel görüşler yerine, kolektif bakış açısı ile doğru bakış açısı yakalanabilir. Krizi fırsata çevirerek, rant elde etmek isteyenlere engel olunabilir. Taraf değiştirip, maddi ikbal ve ferah hayat garantisi arzulayanlar çok rahatlıkla tespit edilebilir. Yine bu diplomatik personelin olası casusluk faaliyetlerinin de zamanında önüne geçilebilir.

 Bu amaçla ülkesinde kaos sürecinde bulunan bir büyükelçinin görev yaptığı ülke dışında başka bir ülkeye gidip gitmediği araştırılmalıdır. Bu süreçte gidiş esnasında yurt dışına çıkmışsa yerine görevlendirme yapıp yapmadığı, bu görevlendirme sürecini Dışişleri Bakanlığı’na bildirip bildirmediği, hassas bir şekilde incelenmelidir.

Yine Dışişleri Bakanlığı’nın ve Milli İstihbarat Başkanlığı’nın şu konularda çok titiz bir şekilde çalışması gerekmektedir; Bulunduğu ülke dışında, başka ülkelere sığınma talebinde bulunan diplomat var mıdır? Varsa sığınma süreci ardından, mevcut görevinden istifa etmiş midir? Başka bir ülkeye sığınıp, tekrar ülkemize gelerek, mevcut görevine devam etmekte midir?

Zorunlu göçün yaşandığı ve kaos sürecinin yaşandığı ülkelerin misyon temsilciliklerinde hiçbir resmi görevi olmamasına rağmen üniversitede lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri danışman, müşavir veya yerel personel olarak istihdam ediliyor mu? Ediliyorsa ilgili gerekçe nedir?

Zorunlu göçün yaşandığı ve kaosun baş gösterdiği ülkelerin diplomatik misyon temsilciliklerinde iş gücünün azaldığı ve ödeneksizlik bahane edilerek, işten çıkarılan yerel personellerin yerine, yeniden yerel personel alınıp alınmadığı, alınmışsa gerekçenin neler olduğu incelenmelidir.

Zorunlu göçün yaşandığı ve kaosun baş gösterdiği ülkelerin diplomatik misyon temsilciliklerinde diplomatların pasif görevde tutulup tutulmadığı, bu süreçte resmî kurumlar ile temasların sonradan göreve getirilen yerel personel ile sağlanıp sağlanmadığı hassas bir şekilde araştırılmalıdır.

Zorunlu göç yaşayan ve ülkelerinde kaos yaşadıkları için meşru zeminlerini kaybeden ülkelerin büyükelçileri mevcut görevlerinde durup maslahatgüzarı pozisyonunda iş geliştirmek yerine, kriz kontrol sürecinde hareket edilecek bir zemin oluşturulmalıdır.

Zorunlu göçün yaşandığı ve kaosun baş gösterdiği ülkelerin diplomatik misyon temsilciliklerinde yürütülen konsolosluk işlemleri ve vatandaşlık hizmetleri yalnızca büyükelçilik ve zorunlu göçün stratejik kontrol noktası olarak belirlenen ilde açılan irtibat ofisi ile gerçekleşmesi sağlanmalıdır. Bu hususta ilgili ülkenin başkonsolosluk ve fahri konsolosluk işlemleri Dışişleri Bakanlığı tarafından durdurulmalıdır.  Başkonsolosluk ve irtibat ofislerinde görev yapması üzere Türkiye ile uyumlu çalışan diplomatların fahri olarak görev yapması için ilgili mekanizmalar ile temas kurulmalıdır.

 Yine başta Amerika olmak üzere diğer büyük devletlerin, bu düzensiz göçmenlere karşı tutumları, ülkemizdeki hareketleri çok yakından takip edilmelidir. Amerikalıların Ankara’da değişik semtlerde toplu olarak kiraladıkları yüzlerce evde kimleri niçin barındırdıkları, neden finans ettikleri Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından kapsamlı bir şekilde araştırılmalıdır. Bu kiralama işlemlerinin diğer illerde de yapılıp yapılmadığı konusu ülke genelinde çok kapsamlı bir araştırılmalıdır. Vatandaşlık statüsü verilen ve mülk edinen kişilerin de belirli aralıklarla yaşadıkları mekânlar ve temas halinde oldukları kişiler kontrol edilmelidir. Her türlü şüpheli hareketleri takip ve kontrol altında tutulmalıdır.

Bütün bu işlemler sırasında; kurumlar arası koordinasyonda çok titiz olunmalı, elde edilen veri ve önem teşkil eden duyumlar ivedili bir şekilde ilgili gider kurumlar ile paylaşılmalıdır. Sürecin doğru zeminde ve hızlı bir şekilde yürütülmesi için genel koordinasyon Milli Güvenlik Kurulu tarafından yürütülmelidir. Çünkü göç veya zorunlu göç her açıdan bir milli güvenlik sorunudur. Bu konuda yeterince hassasiyet gösterilmediği vakit, ülkemiz gizli servis örgütlerince operasyonların yapıldığı bir yer haline getirilebilir. Kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda bu kişiler bir takım casusluk ve terör faaliyetlerinde çok rahatlıkla kullanılabilirler.