Gerçeği buldum demekle gerçek olur mu?

Öncelikle gerçek nedir bilmeliyiz.

Gerçek; duyu organlarıyla hissedilen ve hiç kimsenin şüphe etmediği olaylardır. Realizm, gerçekçilik akımıdır. Söylediklerimizin, gördüklerimizin doğru olduğunu anlatırken kullandığımız kelime;  gerçektendir. “Gerçek dost” tabiri bütün istenilen özellikleri içinde barındıran sevdiklerimize söylediğimizdir. Yalan, aldatma, yanılgı gerçekliğin zıt anlamlarıdır.

Gördüklerimin hem yaratanı hem de tek sahibi olduğuna inandığım Rahman, gerçekliliği indirdiği kitabın içinde 247 defa “HAK” kelimesi ile bize sunmuştur.

Rahman Bakara suresinin 42. Ayetinde “Hakkı batıl ile örtüp bile bile gizlemeyin.” demiştir.

İnandığım kitabın son elçisinin duası şu şekildedir. “Allahım! Sen haksın, senin vaadin haktır, sana kavuşmak haktır, senin sözün haktır, cennet haktır, cehennem haktır, peygamberler haktır, Muhammed haktır, kıyamet haktır.”

O haldde HAK nedir?

Sözlükte “gerçek, sabit ve doğru olmak, gerekmek; bir şeyi gerçekleştirmek; bir şeye yakînen muttali olmak” anlamlarında masdar, “gerçek, sabit, doğru, varlığı kesin olan şey” anlamlarında isim olan hak kelimesinin çoğulu hukuktur.  Her şey zıddı ile daha iyi anlaşılır. Hakkın zıddı da batıldır. İnkarı mümkün olmayacak her şey hakkın içindedir. Hak kelimesi varlığı kesin olan, mutlak gerçek, Rahman olan Allah’ın (c.c.) hem ismi hem de sıfatıdır. Ve her canlı istese de istemese de gerçek sahibine dönecektir.

Bu hakikat En-am suresinin 62. Ayetinde şu şekilde geçer;

“..İnsanlar gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülürler. Bilesiniz ki hüküm yalnız O’nundur. Ve hesap görenlerin en çabuğudur.”

Bütün fikir akımları hak arayışındadır. Bütün sorular, sorgulamalar Hakkı bulmak içindir. Farabinin hak kavramı “aklın dış dünyada var olan gerçekliği tam bir uygunlukla kavramasıdır.” Var olan üzerine düşünülür. Sorular sorulur.

Gündemimize düşen, bizi düşündüren, sorular sorarak sorgulamamıza sebep olan her şey bir yönden HAK bir yönden BATIL, diğer yönden içine Hak bulaştırılmış batıldır. Gazali bu konuya şu anlamlı ifadeler ile açıklık getirir. Benim de kanaatıma uymaktadır.

“Her gerçek varlığın gerçekliğini kendisine borçlu bulunduğu, kendisini bizatihi gerçek olan varlık olan varlık” diye tarif etmesidir. Bu varlıklar içinde Hak adına en layık olan ALLAH’tır. Bütün sözlerin en doğru olanı da “LA İLAHE İLLAH ALLAH” tır. ” demiştir.

O halde Hak kavramının içinde gerçeklilik, doğruluk vardır. Ve görülen her şey Hakkın sahibine işarettir. Delildir. Ayettir.  O halde Hak sahibi olanın hakkını kullanma, koruma ve isteme yetkisi vardır. Hak kavramı haklının en çok kullandığı kavramdır. Zira herkes “hak” arayışı içindedir.

Yunus Suresi 103. Ayette de Allah, elçilerini, iman edenleri ve inananları kurtaracağını bunu da üzerine borç olarak aldığını buyurmuştur. Rum suresi 47. Ayetinde de “...İnananlara yardım etmek  bizim üzerimizdeki bir haktır.” buyurmuştur.

Peki, inananlar annelerinin sütü gibi HAKKI olduğunu bildikleri korunmayı nasıl HAK eder?

Malumdur ki hak edilmeyen anlaşılmaz. Bedeli ödenmeyen kalıcı değildir. Vereceğini ve koruyacağını söyleyen Allah her şeyin yegane ve tek sahibidir. Hak sahibine inanarak yani güvenip teslim olarak, doğru hareket edererek hak sahibi olabiliriz. Ancak bu şekilde hoş bir hayat, güzel bir istikbal vardır. Bu hakikat Rad suresinin 29. Ayetinin konusudur. 

Peki vermeyi dilemeseydi istetir miydi Rahman?

Hasılı Kelam; “ Duanız yoksa, Rabbim sizi ne yapsın? Yalanladınız. Bu yüzden azap kaçınılmaz olacaktır.” (Furkan, 76/77)