HAKAN FİDAN NEDEN HEDEF GÖSTERİLİYOR?

HAKAN FİDAN NEDEN HEDEF GÖSTERİLİYOR?

Dr. Servet AVŞAR

         

Türkiye dünyanın en stratejik bölgesinde; Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanların tam ortasındaki kritik bir bölgededir. Bu kritik bölgede çeşitli siyasî ve ekonomik oyunlar karşısında son derece hassas ve dik bir duruş sergilemektedir. Ülkemizi hedef alan ve her gün şiddeti gittikçe artan küresel ve emperyalist saldırılara karşı başarılı bir şekilde kendisini savunmaktadır.

Bu saldırılara karşı verdiği siyasî ve askerî mücadeleler, onun dünyada bölgesel bir güç olduğunu hissettirmektedir. Gerek sahada gerçekleştirdiği askerî harekâtlarla ve gerekse masada yürütmüş olduğu başarılı bir diplomasi ile bütün dikkatleri üzerine çekmektedir. Bölgede oyun kurucu aktör olarak, uluslararası barışa ve huzura katkısı olan büyük bir güç olarak hedef haline gelmektedir.

Başta uluslararası terör örgütlerinin silahlı ve onların hamiliğini üstlenen emperyalist güçlerin ekonomik saldırılarına da maruz kalmaktadır. Ayrıca bu güçler tarafından yürütülen kara propagandalarla ülkemizi her alanda bir yalnızlaştırma ve güçsüzleştirme politikası izlenmektedir. Eskiden olduğu gibi kendilerinin sözünden çıkmayan, kendine güveni olmayan öğrenilmiş çaresizlik duygusu içinde, ne yapılırsa yapılsın sesini çıkarmadan kabullenen güçsüz bir Türkiye’nin özlemi içerisinde yine Türkiye’yi bu eksene getirecek planlar yapmaktalar.

Aslına bakılırsa ülkemizin içinde bulunduğu bu durum çok yabancı gelmemektedir. Bugün yaşadıklarımızla Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşanan olayların birbirinden farklı olmadığını söyleyebiliriz. Osmanlı Devletinin son döneminde ne yaşanmışsa bugün de benzer kavramlar ve sloganlar etrafında birlik ve beraberliğimizin bozulması ve dış güçlerin çok arzu ettikleri her açıdan bölünmüş ve birleşemeyen, birbirine düşman olan, millet bilincinden ve her türlü manevî değerden uzaklaşmış, adeta kaos ortamında zayıf bir Türkiye’dir. Bunu 15 Temmuz’da denediler, başarısız oldular. Ama bu arzularından vazgeçmiş görünmüyorlar.

Türkiye kendi güvenliği ve çıkarları açısından zorunlu gördüğü akılcı politikalarla hem emperyalist hedeflerine ulaşmalarına, hem de “Büyük İsrail Hedefi” için bir engel teşkil etmektedir.

İşte bu nedenle, sömürgeci zihniyete sahip büyük devletler ve İsrail, Türkiye’yi oyun dışı bırakmaya zorlamaktadır. Türkiye’yi meşgul etmeye yönelik birçok problem sahası oluşturularak, bölgesindeki gelişmelerden ve uluslararası gündemin önemli mevzularından uzak tutmaya büyük bir gayret sarf etmektedirler. Bunun için de gizli servislerini, kendine bağlı hareket eden yerli işbirlikçilerini ve kendileri adına vesayet savaşı veren terör örgütlerini devreye sokmaktadırlar.

            Ülkemize yönelik yürütülmekte olan bu “dışlamacı” politikalara rağmen, her alanda güçlü ve kalkınmış bir Türkiye hedefi ile Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde, yerli ve millî bir strateji izlenmektedir. Bu strateji çerçevesinde, ülkemizin çıkarlarını merkeze alan, bölgesel ve uluslararası barışa katkı sağlayan bir diplomasi örneği sergilenmektedir. Ayrıca, istihbaratta tüm modern imkânlardan da istifade edilmektedir.

Millî İstihbarat Teşkilatımızın (MİT) hem Türk Silâhlı Kuvvetleri (TSK) hem de İçişleri Bakanlığı ile koordineli bir şekilde yürüttüğü önemli çalışmalarla ülkemize yönelik olumsuzluklar büyük ölçüde bertaraf edilmektedir.  Gelişen olaylar karşısında belirlenen yeni stratejiler ile dış politikada, Orta Doğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar bütün dengeler değişmektedir.

Bütün bu stratejilerin belirlenmesinde etkisi olan önemli isimlerden birisi de MİT Başkanımız Hakan Fidan’dır. Hakan Fidan, istihbaratın başına getirilmesiyle birlikte büyük bir değişime öncülük etmiş ve aslında güvenlik ve istihbarat alanında yine büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemde (11 Eylül sonrasında) sorumluluk üstlenmiştir. Kendisinden önceki müsteşar olan Emre Taner döneminde kısmen gerçekleştirilmeye başlanan dönüşümlerin neticeye ulaştırılmasıyla MİT’te yeni devir açılmıştır.

Bu dönemde, MİT’in eskiden beri süregelen asker ağırlıklı yapısı (daha çok) sivilleştirilmiş, teknik ve teknoloji bakımından büyük ilerlemeler sağlanmış ve teşkilat güçlendirilmiştir. Teşkilatın, sürekli değişim ve gelişim ilkesiyle hareket eden, mevcut uluslararası sistemin işleyişine ve ihtiyaçlara göre çalışmalarını şekillendiren bir yapıya kavuşması sağlanmıştır.

 Bu yapısıyla teşkilat; yeni gelişen tehditler karşısında öngörülebilirliği artırmak, daha hızlı aksiyon alabilmek ve üretilen istihbaratı tam zamanında ilgili mercilere sunabilmek konusundaki yeteneğini perçinlemiştir. Böylece, içeriden ve dışarıdan gelen tehditlere karşı yapılacak mücadelede, millî çıkarlar doğrultusunda, Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası etkinliğini artırıcı klasik istihbarî faaliyetleri ile istihbarat diplomasisi çalışmalarının birlikte yürütülmesi gerçekleştirilmiştir.

            Bu değişime bağlı olarak, teşkilat, çalışmalarını; bütüncül ve kapsayıcı yaklaşımla, bünyesinde yeni birimler oluşturma, farklı yetenek ve disiplinleri beraber kullanma, kadrosunu, çalışma yöntemlerini, fiziki ve teknik donanımını güncele uyarlama, yeni kabiliyetler geliştirme, kurumlar arası koordinasyonu titizlikle sürdürme gayretiyle yerine getirmiştir.

            Yine bu değişim kapsamında; kurumsal hafızayı işleyerek yeni jenerasyonlar için istifade edilebilir kılan ve istihbaratçılık mesleğinin teorisine ilişkin gelişmeleri dünya ölçeğinde yakından takip eden, teşkilatın akademik ve entelektüel kapasitesini güçlendirici çalışmalar da yürütülmüştür. MİT’in kurumsal web sitesinde yer alan bilgiye göre; daha önceleri MİT Eğitim Merkezi (MİTEM) olarak anılan bir ünitenin İstihbarat Akademisi ve Eğitim Merkezi (İSAKEM) olarak tekrar organize edilmesi ve bu akademi bünyesinde 2011 yılı itibarıyla İstihbarat Araştırmaları Merkezi’nin (İSAMER) kurulmasıyla teşkilat tarihinde bir ilke daha imza atılmıştır. Bu akademi ve merkezin yetiştireceği istihbaratçı kadrolarla, yeni konjonktürün ve siyaset anlayışının gerektirdiği doğrulukla hızlı istihbarat temin edilmesi ve siyaset ile diplomasinin hizmetine sunulması hedeflenmiştir.[1]

Akademi bünyesinde görev yapacak teşkilat çalışanlarının, dünya istihbarat literatürünü incelenmeleri, istihbarat alanında bilimsel yayınlar yapmalarını, yabancı servisler ile eğitim ve istihbarat araştırmaları alanlarında işbirliği faaliyetleri ile kendilerini daha nitelikli ve donanımlı hale getirmeleri düşünülmüştür.

Bir tarihçi olarak bu çalışmaların ne derecede önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim. Çünkü yıllardır istihbarat tarihi üzerine yaptığım araştırmalar neticesinde bu alanda yapılan çalışmaların son derece yetersiz olduğunu gördüm. Ülkemizde bu alanda çalışma yapmak genelde kaynaklara ulaşmada yaşanılan zorluklar nedeniyle çok tercih edilmemektedir. Ancak sınırlı sayıdaki bu işe gönül vermiş meraklı araştırmacılar tarafından yürütülmüştür. İstihbaratın önemini bilen, askerliğin ve akademinin içinden gelen bilge bir teşkilat başkanının bu akılcı planlamasının, istihbarat tarihi alanında özgün ve nitelikli eserlerin verilmesine büyük etkisi olacaktır.

Nitekim bir zaman işittiğim ve Hakan Fidan’dan (yaklaşık olarak) aktarıldığını bildiğim “Bazı şeylerin gerçekleşmesi binlerce farklı elementin doğru zamanda, doğru yerde ve doğru oranda bir araya gelmesine bağlıdır. Sadece istemek, çabalamak veya birilerinin bunu istemiş olması yetmez...” şeklindeki ifadesi, yazımın başından itibaren ifade ettiğim başarıların gerekçesine ilişkin daha derinlikli ve bilgece bir görüşü yansıtmaktadır.

Gerçekten de meslek yaşantısının ilk dönemlerinden itibaren başarılı ve istikrarlı bir yükseliş grafiği sergileyen Hakan Fidan, MİT Başkanlığı’na getirilişinden itibaren izlediği akılcı ve millî çizgi ile bütün dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Fidan’ın bu başarıları gerek ülke içindeki bazı çevreleri, gerekse birçok istihbarat teşkilatını rahatsız etmiştir.

Bu değişimden rahatsız olanların başında ABD ve İsrail gelmektedir. Daha önceden kendi istihbarat servislerinin (CIA ve MOSSAD) hedefleri doğrultusunda bir işbirliği içerisinde çalışırken, değişimle birlikte tamamen milli bir yapıya dönüşen ve operasyonel bir güç haline gelen bir MİT işlerine gelmemektedir.

Yine bu değişimle birlikte artık MİT de MOSSAD gibi istediği yerden istediği kişiyi alıp getirmekte ve hukuk önüne çıkarmaktadır. MİT’in bu yeni operasyon yeteneği uluslararası areneda önemli bir “fiili durum” oluşturma gücünü ortaya koymuştur. İsrail güdümünde olan bölgelerden, MİT’in başarılı operasyonları ile birçok insan Türkiye’ye getirildi. Bu yönüyle de MOSSAD’ın planlarını bozan ve etkinliklerini sınırlayan bir durumdur. Dolayısıyla Hakan Fidan eliyle yapılan bu değişiklikler, İsrail’le olan ilişkilerde bir çatışmaya ve ilişkilerin bozulmasına yol açmaktadır. Bu durum, İsrail/MOSSAD tarafından kolaylıkla kabul edebilecek gibi gözükmemektedir. Bütün bu nedenlerle Hakan Fidan her fırsatta hedef olarak gösterilmektedir. Geçtiğimiz günlerde, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Makor Rishon gazetesi, Hakan Fidan’ı hedef gösteren bir makale yayınladı.

Aşırı sağ eğilimli Makor Rishon adlı gazetede Pazit Rabin imzasıyla çıkan “Sultan ve Süleymani” başlıklı yazıda, Hakan Fidan hakkında asılsız iddialarda bulunuldu.

Geçtiğimiz günlerde ABD tarafından Irak’ta düzenlenen bir SİHA (Silahlı İnsansız Hava Aracı) saldırısında öldürülen, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani ile Fidan’ın “birbirine çok benzedikleri ileri sürülmekte. Yine aynı şekilde her ikisinin de Irak ile Suriye’de ülkeleri adına vekâlet savaşları yürüttüğü” ifade edilmektedir.

Söz konusu yazıda, “Şimdi Kasım Süleymani yerin üç arşın altında yattığına göre, onun ikizi olan Türk İstihbarat Servisi (MİT) Başkanı Hakan Fidan’ın komplolarına odaklanma zamanı geldi...” şeklinde son derece çirkin ve imalı ifadelere yer verildi.

Bu yazı zamanlama açısından da son derece önemlidir. ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte “Yüzyılın Planı” adını verdiği Ortadoğu Barış Planı’nı açıkladığı bir sürece rastlaması son derece düşündürücüdür. Zira haritalar çizmeye alışkın olan bu hukuk tanımaz iki ülke, çizdikleri haritanın ve yaptıkları bu haksız planın yine Türkiye tarafından bozulacağı endişesi içerisinde hareket etmekte ve iftiraya başvurmaktadır. İçlerindeki tüm kin ve düşmanlığı kusmaktadır. Hedefine MİT Başkanımız Hakan Fidan’ı koyarak üstü kapalı bir şekilde ölümle tehdit etmektedir. Kendi hukuksuz işlerine engel olacak bir girişimde bulunursa, sonunun Kasım Süleymani gibi ölüm olacağını ifade ederek Hakan Fidan’ı ve dolayısıyla Türkiye’yi pasif bir konuma getirmeyi hedeflemektedir. Ancak bütün bu asılsız suçlamalar ve tehditler ne Hakan Fidan’ı ne de Türkiye’yi uygulamakta olduğu politikalardan vazgeçiremez.

 Artık Türkiye bölgede İsrail’in güvenliğini ön plana alan ve yayılmacı Siyonist oyunları çözmüştür. MOSSAD’ın bölgede koşulsuz bir şekilde oyunlar kurmasına izin verilmeyecektir. Türkiye kendi çıkarlarını ve güvenliğini öncelikli olarak gören, bölgesel barış ve huzuru sağlayıcı bir anlayışla güvenlik ve istihbarat stratejisini belirleyecektir. Türkiye’yi dışlayıcı hiçbir plana geçit verilmeyecektir.

MİT Başkanımız Hakan Fidan geçmiş dönemlerde nasıl haksız yere suçlamalar ve saldırılarla gündeme getirildiğinde başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm Türk Milleti nasıl güçlü bir destek verdi ise bugün de haklı olarak, aynı destekle başarılarının devamını dilemektedir. Yolun açık, ömrün uzun olsun. Allah yar ve yardımcın olsun Bilge Başkan…

 

[1] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.mit.gov.tr/isamer.html.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Eyüp Şahin
Eyüp Şahin - 3 hafta Önce

Hakan Fidan yalnız değildir. Biz hepimiz Hakan Fidan'ız. Çürük zihniyetler ona ulaşamazlar.

Harun SEVİNÇ
Harun SEVİNÇ - 3 hafta Önce

Tabiiki Devletimizin yanındayız.
Tabiiki
MİT
BAŞKANI
Kim olursa olsun

MİLLİ ÇİZGİDE OLDUĞU SÜRECE
DAMARLARINDA TÜRK KANI OLAN
HERKES DESTEKLEMEK
DURUMUNDADIR.

Bu nedenle Tarihçi
Dr. Servet AVŞAR ‘ ı
Kutluyorum.

Güzel tesbitlerde bulunmuş.

Sportif Selamlar
31 Ocak 2020 Cuma

Ahmet Yüksel
Ahmet Yüksel - 3 hafta Önce

Çok yerinde tespitler olmuş. Özellikle ülkemiz ve üzerinde oynanan oyunlarla ilgili tarihsel süreç fevkalede özetlenerek Hakan Fidan üzerinden Türkiye’ye karşı hazırlanan sinsi planlara nokta atışlarla ışık tutulmuş. Tebrik ediyorum canı gönülden. Çok faydalandım yazıdan.

Hatice Demirbaş
Hatice Demirbaş - 3 hafta Önce

Gerçekten çok etkileyici ve bilgilendirici bir yazı. Artık Türkiye’nin başı hep dik duracak. Sayın cumhurbaşkanımız ve Hakan Fidanlar olduğu sürece

Mustafa Aksoy
Mustafa Aksoy - 3 hafta Önce

Türkiye’deki temel sorunların başında gelen en önemli konulardan biri devlet ile siyasi partilerin karıştırılmasıdır. Dünyanın her yerinde demokrasi ile yönetilen ülkelerde bir siyasi parti iktidara gelir ve devleti yönetme yetkisini eline alır. Bundan sonra devleti yönetenlerle o siyasi partiyi özdeşleştirmek mümkün değildir. Ancak gelişmemiş sözüm ona aydın kafalarda buna dikkat edilmediğini ülkemizde çok sık görmekteyiz. Hatta aydın denilen bazı zevat hükümet olan siyasi partiyi eleştirirken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni eleştirdiklerinin dahi farkında değiller ya da bunu bilerek yapıyorlar.
Özürlü kafaların yaptığı eleştirilerin başında, ülkemizin güvenliğinin en büyük sorumlu olan, MİT başkanı Sayın Hakan Fidan gelmektedir. Yapılan eleştiriler zaman zaman insan vicdanı yaralayacak sevide olup, sanki düşman bir ülkenin istihbarat sorumlusu ekleştiriliyor gibi yapılmaktadır. Diğer yandan yapılan eleştiriler MİT yetkililerine yardımcı, yani ufuk açıcı olmayıp, adeta onları yok etmek amacıyla yapılmaktadır.
Özürlü beyinlere sahip zevatın, bir ülkenin güvenliğinin istihbarat hizmetlerinden geçtiğini anlamaları için biraz tarihe ve etrafımıza bakmaları yeterlidir. Bu bağlamda Sayın dostum asker kökenli tarihçi Servet Avşar’ın şu cümleleri düşünen beyinler için son derece önemlidir: “Fidan’ın bu başarıları gerek ülke içindeki bazı çevreleri, gerekse birçok istihbarat teşkilatını rahatsız etmiştir”. Hakan Fidan ile “… birlikte tamamen milli bir yapıya dönüşen ve operasyonel bir güç haline gelen bir MİT işlerine gelmemektedir. Bu değişimden rahatsız olanların başında ABD ve İsrail gelmektedir. Geçtiğimiz günlerde… Binyamin Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Makor Rishon gazetesi, Hakan Fidan’ı hedef gösteren bir makale yayınladı. Pazit Rabin imzasıyla çıkan ‘Sultan ve Süleymani’ başlıklı yazıda, ‘Şimdi Kasım Süleymani yerin üç arşın altında yattığına göre, onun ikizi olan Türk İstihbarat Servisi (MİT) Başkanı Hakan Fidan’ın komplolarına odaklanma zamanı geldi...’ şeklinde son derece çirkin ve imalı ifadelere yer verildi”.
Sonuç olarak Sayın Hakan Fidan’a yapılan saldırlar, aslında onun şahsına değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılmaktadır. Bunu anlamak için Sayın Servet Avşar’ın yazısının çok dikkatli anlaşılması gerekiyor.

Perihan Canan
Perihan Canan - 3 hafta Önce

Sevgili hocam doğru tespitlerde bulunmuşsunuz...Bizleri de aydınlattığınız ve farklı bakış açılarından durumu görmemize aracı olduğunuz icin tesekkur ederim...Kaleminize sağlık

Mehmet POLAT
Mehmet POLAT - 3 hafta Önce

Çok kıymetli ve isabetli tespitler. Yerli ve milli bakış budur, tebrikler...

Hasan Türkmen
Hasan Türkmen - 3 hafta Önce

Servet Avşar beyin yazılarını yakinen takip ediyorum özgün yorumlarıyla entellektüel camiaya katkılarını sunmaktadır.