Haydar Gedikoğlu 8 Mart 2022 Salı günü,Trabzonda, Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesinde vefat etti. Ertesi gün AkçaabatınKuruçam köyünde aile mezarlığına defnedildi. Doğum tarihi, bizim nesildeki birçokları gibi günü gününe belli değildir. 1929 veya 1930 olabileceği kanaatindeydi. Bu hesaba göre 90 yaşını aşmış bulunuyordu. Haydar Gedikoğlu’nun baba evi, mahallemizdeydi.  Kenan Çavuşun oğlu idi. Jandarma gediklisi olan Kenan Çavuş, emekliliğinde köyde bir “konak” yaptırmıştı. Haydar Gedikoğlu bir süre önce bu eski konağı yıkıp yerine yeni bir ev yaptırmıştı.

Babasıokuryazar aydın bir insandı. Evinde kitap ve radyo bulunurdu. Rahmetli babam bazen ona uğrar, ajansı dinlerdi. Ben kendisini hayal meyal hatırlarım. Ama eşi Yeter Teyze ebemdi. Eşinin gidişinden sonra hayli daha yaşadı. Başka teyzelerin yaptığı gibi evine giden çocuklara elma, armut, ayva, ceviz vb. vermeden bırakmazdı. Güngörmüş bir hanımdı. Kocasıyla birlikte birçok vilayeti gezmişti. Yeter Teyze, biz ilk veya orta mektebe giderken, lise öğrencisi oğlu Erkal’ı toprağa vermişti. Aile, akraba ve komşumuz olmasına rağmen, Haydar Gedikoğlu’nu geç tanıdım. Herhaldeilk kez onu 70lerin sonuna doğru görmüştüm, fakat sohbetimiz çok sonra,ben üniversite mensubu iken gerçekleşmişti. Taşrada yetişen bir aydındı. Kaynaklara erişimi sınırlıydı. Bununla birlikte çoklarında olmayan güçlü bir merakın iyesi idi.

Araştırmacı yazar, halkbilimci olan Gedikoğlu’nun yerel, ulusal gazete ve dergilerde birçok yazısı çıktı. TDK kurultaylarına katıldı. Muhtelif yerlerde öğretmenlik yaptı. Akçaabat Lisesi müdürlüğünde bulundu. Binlerce öğrenci yetiştirdi. 12 Eylül darbesinden sonra Antalyadadersane öğretmenliği yaptı.

Geçen yıl 28 Ağustosta (2021), Cumartesi günü saat. 18.50 sularında köydeki evinde ağabeyim Yusuf Gedikli ile kendisini ziyaret ettik. Kızı Ayçay da beraberdi. Çaylar içilirken çok hoş geçen ve muzipçe “Bıçağı Azrailin eline vermeyeceğim.” dediği bu son sohbetimizde aldığım bazı kısacık notları aktarmak isterim:

“Hiç bilgi toplumu, sevgi toplumu olmadık. Bilgi toplumu, sevgi toplumu oluruz amaama devleti “ehilleştirmek”(ehlîleştirmek) lazım. Vura vura Atatürk’ü öldüremedik. Kimileri kendilerini yüceltmek için Atatürk’ü daha da yüce gösteriyor. Lakot(danaburnu) gibi başımızı çıkarıyoruz. Konuşmaya bize bin akşam yetmez. Yazarlık kumaşı vardı bende;yeter ki elime kalemi alayım. Akar gider.Köyden şehre gittim. Evlendim orada. Kendimi göstermem lazımdı. Vaktimi lokallerde domino,kâğıt vs.oyunlarıyla geçirdim. Şiir perisi bunu gördü, cezalandırdı. Şair olabilirdim. Ben şairim, ben yazarım diye iddia etmezdim. Moğola’nın başında,Karakofalmağarasında bir satır da yazsan başarıdır. Biz Çepniyiz. Çığ senesinden beş sene sonra doğdum.”Moğola (Muhula)Kuruçam köyü, Karakofal da Şahinkayanın altında bir mevki adıdır.

Eserleri Akçaabat (Akçaabat Belediyesi, 1996, 471 s.); Trabzon Efsaneleri ve Halk Hikâyeleri(Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü, 1998, 132 s.);  Yüzyılların Eğitim Anıtı Akçaabat Merkez İlköğretim Okulu (Akçaabat Belediyesi, 1998, 125 s.); Doğu Karadeniz-Masallar Öyküler Söylenceler Destanlar (Serander Yayınları, 2008, 238 s.); Akçaabat Folkloru (Akçaabat Belediyesi Kültür Yayınları, 2012, 384 s.); Trabzon Folkloru(Trabzon Valiliği, 2016, 512 s.)

Memleket ziyaretlerinde onunla sohbet etmek zevkliydi. Hoş sohbet, dinlemesini, kendisini dinletmesini bilen, yeri geldiğinde kendisini de eleştirebilen, esprili, muzip bir insandı. Akçaabat Vakfında da çalışmalarda bulunmuştu.

Doksan yaşını aşmış birikimiyle bir bilgi kaynağıydı.Akçaabatın, Trabzonun yetiştirdiği değerli bir eğitimci, ekin ve toplum adamını yitirdik.Değerli insanlara yaşarken saygı göstermeli; bu bakımdan, 2004te çıkan “Akçaabat Yazıları I”deonun özyaşam öyküsüne yer vermiş olmaktan mutluluk duyuyorum.