Taliban devlet yönetimi, kamu yönetimi, diplomasi ve bürokrasi alanında etkin bir güce ya da alt yapıya sahip değildir. Bu hususta halen anayasası olan ve meşru seçimle göreve gelen hükümet yönetiminin meşrutiyeti devam ederken talibanın yönetime el koyması, tüm gücü zapt etmesi dünya ülkeleri tarafından da terör örgütü listesinde yer alması göz önüne alındığında gelecek vaat eden bir devlet yönetimini nasıl gerçekleştireceği düşündürücü bir durumdur. Daha önce devlet görevi olarak kendisine karşı mücadele eden siyasetçi, bürokrat, diplomat, askerler ile nasıl bir uyum içerisinde olacağı halen bilinmez bir denklem olarak ele alınmalıdır.

Dün bakan veya yüksek bürokrat olan bir kişi bugün can güveliği gerekçesi ile zorunlu göç ederek mülteci veya sığınmacı durumuna düşmüştür. Bir ülke için bu çok vehim bir süreçtir. Afganistan için en doğru adımın etnik yapıların, siyasi partilerin, aşiret oluşumlarının kendi aralarındaki güç kavgasına son verip ‘’Her şeyi ile kendisine yeten yeni bir Afganistan’’ vizyonu ile hareket etmeleri gerekmektedir.

Bu derece önemli bir adım ile etnik yapılar arkasındaki yabancı ülkeler, yabancı istihbarat servisleri ve yatırım odaklı yabancı şirketlerin ülke üzerinde tezahür eden emelleri son bulacaktır. Bu derece önemli bir adım atılmadığı takdirde taliban kendisini her ne kadar güç sahibi görse de meşru hükümet döneminde aktif siyaset yapan siyasi partilerin yeniden kuracağı geçici hükümet dünya kamuoyu tarafından ilgi ile karşılanacak ve dünya devletleri tarafından taliban değil yeni kurulan geçici hükümet kabul görecektir.

Demokrasi denilen değer güç, silah veya para ile satın alınamaz, zoraki işgal ile elde edilemez. Hür bir yaşam atmosferi içerisinde insanların adil düzen ekseninde ömür sürmesi, kadın, erkek, çocuk, yaşlı demeden hayatı mutlu bir şekilde yaşaması ve adil düzen içerisinde yolsuzluğun, yoksulluğun, gasp, darp süreçlerinin önlenmesi gerekiyor.

Bunun için güçlü bir diplomasi ağına sahip olmak yalnızca demokrasi ve insan hakları ile temin edilir. Türk-Afgan dostluğunda tarih, etnisite, din ve kültür önemli ögeler olmakla birlikte, Türkiye’nin 2001 ila 2021 arasında Afganistan’da gösterdiği mevcudiyet, iki gerçeğe işaret edilmesini zaruri kılmaktadır. Birincisi; Türkiye’nin Afganistan’a dair en önemli ve kararlılık sergilediği politikası, “askeri” değil, “yumuşak” güç enstrümanlarını öncelemesidir. İkincisi; mevzubahis politikanın spesifik bir etnik grubu ya da mezhebi önceleyen bir anlayış üzerine kurulu olmamasıdır.

Türk soyundan gelen ve gelmeyen tüm etnik gruplara ve Sünni-Şii fark etmeksizin tüm mezheplere eşit mesafede bir bütün olarak Afgan halkı şeklinde yaklaşan Türkiye, ülkenin güvenlik ve istikrarının jeopolitik yankılarına dair farkındalığını yeni dönemdeki politikalarına yansıtması mühimdir. Zira ABD ve koalisyon güçlerinin çekilmesiyle birlikte açığa çıkacak güç boşluğu gerek devletler gerekse devlet dışı aktörler tarafından süratle doldurulmaya çalışılacaktır. Bu anlamda Afganistan’daki Yeni Büyük Oyun’ da Çin, Rusya, İran, Pakistan, Hindistan ve Japonya arasında cereyan edecek rekabetin yansımaları süregiden “vekalet savaşı” nın mevcut ve muhtemel aktörlerinin imkân ve kabiliyetlerinde değişim oluşturması muhtemeldir.

Bu minvalde Türkiye’nin Afganistan’da diğer bölgesel ve küresel aktörlerle alternatif iş birliği modellerine gitmesi; tamamen “dış yardıma bağımlı” bir ülkenin “uluslararası topluma entegre” olması ve ülkenin ikinci Taliban döneminde yeniden “radikalizm, aşırıcılık ve terörizm ihraç etmemesi” açısından önemlidir. Bu anlamda Türkiye, mevzubahis aktörlerle havalimanından yeraltı kaynaklarının işletilmesine kadar birçok konuda müşterek işletme anlayışını hayata geçirebilme imkân ve fırsatını haizdir. Yeni dönemde Afgan halkının kaderini Afganlar belirleyeceğinden, Taliban yönetimine karşı bir direnişin zuhur göstermemesi Taliban’ın ikinci şansı nasıl değerlendireceğine bağlıdır.

Şayet Taliban yeniden kendi şeriat yorumunu halka zorla dayatmaya kalktığı ve Peştu’n milliyetçiliğini merkeze alan bir siyasi kompozisyon kurguladığı, diğer etnik ve mezhep gruplarını sembolik bir temsiliyet ile makyajlama için kullandığı takdirde; belki kısa değil, ancak orta ve uzun vadede iç ayaklanma kaçınılmaz olacaktır.

Bu aynı zamanda bölge olarak da sıkıntılı süreçlere vesile olur. Bu süreçler kaosu daha büyük evreye taşıyıp zorunlu göçün hızlanmasına neden olur. Bunun olmaması için ortak bir uzlaşı noktası içerisinde buluşulmalıdır. Talibanın diğer etnik ve mezhep gruplarını sembolik bir temsiliyet ile süsleyip kullandığı takdirde; belki kısa değil, ancak orta ve uzun vadede iç ayaklanma ve sonraki süreçte daha büyük çatışmalara meydan açması kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir zor sürece girmemek için ve bil hassa insan haklarını korumak adına doğulu, batılı, kuzeyli, güneyli tüm devletlerin ortak bir kriterde buluşması zorunluluk haline gelmelidir.

Afganistan’da sulh ve demokrasi için;

  • Kabilecilik anlayışından vaz geçip sulh ile Afganistan’ın bütünlüğünde buluşulması
  • Savaş ağalarına desteğin kesilmesi ve ıslahı
  • Uyuşturucu üretimi ve ticaretinin önlenmesi
  • Yolsuzluk ile mücadele
  • Yoksulluk ile mücadele
  • Rüşvet ile mücadele
  • Kadın haklarının korunması
  • İnsan haklarının korunması
  • Çocuk haklarının korunması
  • Eğitim ve öğretimde özgürlük
  • Demokrasi ve adil düzenin korunması
  • Din anlayışında aşırıcılığın yerini makul bir uzlaşı metodunun alması
  • Üretim ve istihdam ekseninde nitelikli kalkınma

gibi çözümü temin edecek stratejik konular dikkate alınması gereken temel hususlardır.