İş hayatındaki en önemli sorun, nitelikli ara eleman yetersizliğidir. Bu sorun, daha çok mesleki yetersizlik olarak ifade edilmektedir. Oysa, sorunun temelinde çalışanların değer ve davranışlar açısından eksik yetiştirilmesidir. Ne var ki, genel olarak iş ahlâkı diyebileceğimiz bu husus çoğu zaman gözardı edilmektedir. Bütün dikkatler, mesleki becerilere yoğunlaştırılırken çalışanın değerler açısından yeterliği ihmal edilmektedir. Oysa, iş hayatı;  iş ahlâkı ve etik kurallarla canlılık kazanır.  Nitekim, mutlu ve huzurlu bir hayat, güzel ve başarılı bir gelecek için, öncelikle ahlâklı olmak ve çok çalışmak gerekiyor. Tembel bir insan, doğal olarak güzel ahlâklı değildir. Çalışkan bir insan da güzel ahlâklı değilse, mutlu olamaz.

         Bu noktada iş dünyasının nasıl bir çalışan istediği sorusu da önem arz etmektedir. İş dünyası; mesleki yeterlikten önce; olgunlaşmış, işine ve iş yerine sadakatli, uyumlu, disiplinli, düzenli ve gayretli vb. çalışanlar aramaktadır. Mesleki eğitim aşamalarında; yalnızca teorik bilgi veya uygulamalarla yetiştirilen bir öğrenci, ahlâki değerlerden uzak kalmakta, bu da birtakım sorunlara davetiye çıkarmaktadır.

İşveren-Çalışan İlişkisi

İşletmeler başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluşta ikili ilişkilerin önemi her geçen gün artmaktadır. İşveren ve çalışan arasındaki ilişkinin çalışma performansını etkilediği kesindir. Çağdaş işletme ve kuruluşların yönetiminde sermayeden çok, insan ilişkileri büyük önem kazanmıştır. Yöneticinin başarısı, çalışanlarla arasındaki uyumda yatmaktadır.  Bu bakımdan insanların motive edilmesi, çalışanlara değer verilmesi, toplu çabanın işe ve amaca doğru yöneltilmesi gerekir. Yöneticinin/işverenin çalışanlarını büyük hedefe inandırması, işleyişi kontrol altında tutması, ödüllendirmesi ve gerektiğinde uyarması gerekir.

İş Yerinde Huzur ve İletişim

İş hayatı; tüm çalışanlarıyla bir bütündür. İş hayatına yeni başlayan çalışanlar; farkındalıklarını bilmeli, sebatkâr ve uyumlu tavırlar sergilemeli; sürekli öğrenmeli ve kendilerini geliştirmelidirler. Bunun yolu da eğitimdir. Yani, çalışanlar sürekli eğitilmelidir. Çalışanların eğitiminin öncelikli amacı, çalışanın işini daha iyi yapmasını sağlamaktır. Beceri geliştirmeye yönelik etkili iletişim, takım çalışması, sorun çözme vb. eğitimler işletme için son derece önemlidir.

Çalışma ortamındaki olumlu ilişkiler, başarıya götürür; başarı da  kaynakların daha verimli kullanılmasını, kalite ve üretim miktarını ve  kârı  arttırır. Yapılan araştırmalar, rekabet yerine iş birliğini tercih eden grupların daha başarılı olduklarını ve daha fazla haz aldıklarını ispatlamıştır. Rekabetçi, diğer bir ifadeyle yarışmacı çalışmaların verimi artırmadığı, toplam üretimi azalttığı yapılan uygulamalar sonucunda anlaşılmıştır.

           Aidiyet Duygusu  Oluşturma

Son yıllarda işletmelerin gündeminde yer alan en önemli konulardan biri “en yetenekli insanları” iş yerine çekmek, etkin bir biçimde yönetmek ve elde tutabilmektir. Diğer bir gündem maddesi de çalışanın sadakatini, aidiyetini sağlayabilmektir. Artık iş yerleri, kendilerini geleceğe taşıyacak insan kaynağının da yetenekli ve doğru bireylerden oluşturma eğilimindedirler. Doğru işe uygun insanları yönlendirmek; tüm potansiyellerini ortaya koyabilecekleri ortamları oluşturmak ve iş yerine bağlılıklarını sağlamak stratejik önem taşımaktadır.

            Kurumsal bağlılık, çok genel bir ifadeyle çalışanın kendini çalıştığı iş yeriyle özdeşleştirmesi, kendini iş yerine ait hissetmesi olarak tanımlanabilir. Kurumuna bağlı çalışanın; kurumun hedef ve değerlerini kabullenmesi ve benimsemesi, kurum için ciddi bir çaba sarf etmesi, potansiyelini iş yeri için kullanması, kurumun bir üyesi olma, kurumda kalma konusunda güçlü bir isteğinin bulunması gerekir.

          Günümüzde başarının yolu, işletmelerin yetkin ve kuruma bağlı çalışanlara sahip olmasından geçmektedir. Aidiyet duygusu yüksek, işletmeye bağlı çalışanlar kazanmanın yolu; strateji ve vizyon, iddialı ve çekici bir iş, kurum kültürü, kazanç paylaşımı, saygı ve itibar gösterme gibi hususlara önem vermekten geçmektedir.

          Önce Ahlâk

          İş hayatında başarılı olabilmek için; güzel ahlâklı, dürüst ve asla yalan söylemeyen bir insan olmak ön koşuldur. Her şeyin başı ahlâktır; nitekim, yasalar yakalanan suçları cezalandırır. Oysa, ahlâki ve vicdani değerler insanı daima kontrol altında tutar. Atalarımız meslek öğretmeden önce insanlığı öğretmeyi yeğlemişlerdir. Çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerini her şeyden önce bir olgunlaşma aşamaları olarak görmüşlerdir. Bu amaçla ahlâki değerleri önemseyen ahilik, yarenlik ve lonca gibi özel mesleki yapılar kurmuşlardır. Ahilik teşkilatının özünde üç kavram vardır: Ahlâk, disiplin ve dayanışmaKonuyu daha somut ifade edecek olursak, hiç kimse iş yerinde yalancı, tembel, bencil, disiplinsiz, vefasız, uyumsuz, geçimsiz… birini çalıştırmak istemez. Çalışanlar da böyle birisi ile aynı ortamda bulunmaktan haz duymazlar.