İnsan karışan, bulanıklaşan yollar arasında bazen adım atmakta zorlanıyor. Hangi yönden giderse doğru yola çıkacağını şaşırıyor. Tüm doğru bildiklerini bazen çöpe atıp yeniden başlamak gerekiyor. Bunun için eve dönerken bile kendinize güvenmeyip navigasyon açmak, daha doğru yolu bulmanıza neden olabiliyor. Bazıları yalnızca kendi akıllarına ve önceden öğrenmiş olduklarına güveniyor. Bazıları annelerinden babalarından gördüklerine göre hareket ediyor. Bazıları çarşı karışınca evden dışarı çıkmamayı tercih ediyor. Bu dünya durağında bütün mesele; bir sürü işaretler arasında sürekli giderken tabelaları doğru okumak. Bu da belli aralıklarla yukarıdan haritaya bakarak yönünü kontrol etmekle mümkün. Dolayısıyla hayat  aslında hep bir çatrağın başında takva ile fücur arasında karar vermekten ve ilerlemekten ibaret.

Ara sıra kafamızı kaldırıp neyin uğrunda çaba sarf ettigimize bir bakalım. Ne için mücadele ediyoruz? Neye ulaşmak için savaşıyoruz? Bu uğurda nelerden vazgeçiyoruz? Kimler için bu çabamız? Eğer bu soruların cevabı bizi Allah’a götürüyorsa  hiçbir problem yok. O iş mutlaka çözülecek. Kapılar, yollar açılacak. Çünkü Allah bunun garantisini veriyor. O’na giden yola kavuşturacağının sözünü veriyor.

Bize düşen hangi uğurda çalışacağımızı seçmek, samimi bir tercih yapmak. Ne ile, ne için çabaladığımıza bakmak. Bu çabanın Allah için olduğuna eminsek dayandığımız dayanak Samed olan Allah ise artık açılmayacak yol yok!

Biz niyetlerimizi, doğru terazilerde tartalım;

Gayretimizi samimiyetle ortaya koyalım.

Hiçbir  istek, niyet, amaç ve eylem Allah’tan gizli kalmaz. Allah her şeyi bilendir. O, her an iyi, erdemli, güzel davrananların yanındadır. Öyleyse artık O’nun için yapacağımız bütün  işlerde başarılı olacağımızdan yana  hiçbir şüphemiz olmasın.

İşte bu güven, bu eminlik, bu imanla; ilmimiz, imanımız, irfanımız, adanmışlığımız artsın inşallah.

Resûlumuzörnekliğinde,  dolu ve doygun bir gönülle: “Şahit ol ya Rab” diyerek veda edenlerden olabilmek ümidiyle...