Millî şairimiz Mehmet Âkif, şiir sanatındaki ustalığı sebebiyle daha çok şairlik yönüyle bilinir. Mehmet Âkif'i tanımak için, her şeyden önce, onun yaşadığı dönemi ve hayatını dikkate almak gerekir. Onu anlamak için ise, onun yetiştiği dönemi çok iyi yorumlamak durumundayız. Mehmet Âkif'in dünyaya gelip yaşadığı dönem, Avrupalıların Osmanlı’yı ‘hasta adam’ ilan ettiği ve Osmanlı’nın hızlı bir çöküş dönemine girdiği, tüm toplumda çözülme, umutsuzluk ve panik yaşandığı; buna rağmen, hemen hemen herkesin bir şeyler yapmaya çalıştığı; ancak, tüm çabalara rağmen, Osmanlı’nın dağılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu bir dönemdir.

Bu süreçteki büyük acıların, ümit ve ideallerin, büyük mücadelelerin, çöküş ve çalkantıların, dağılış ve yıkılışların bir görüntüsünü Mehmet Âkif, Safahat adlı eserinde yansıtmıştır. Safahat, bir şiir kitabı, bir edebî metin olmaktan çok, fikrî bir eserdir. Onda milletimizin; tarihi, yükseliş ve düşüş sebepleri, sıkıntıları; zekâsı, nüktesi, edebiyatı, şehri, ailesi, acıları ve sevinçleri… vardır. Âkif, bu süreçte Osmanlı gibi bir devin çöküşüne, Türkiye Cumhuriyeti gibi taze bir filizin kök salışına şahit olmuştur. O, hem acıların hem de umutların gölgesinde yetişmiş büyük bir ediptir.

Şahsiyeti

Mehmet Âkif, Türk edebiyatında yeri doldurulamayan eşsiz, çok yönlü bir sanatkârdır. Yeni kuşaklar, Mehmet Âkif’i genellikle milli şairimiz olarak tanımaktadırlar. Hâlbuki o, yeni kuşaklar tarafından örnek alınması gereken farklı özelliklere sahip zirve bir şahsiyettir. İdealist, sanatkâr, şair, hatip, devlet adamı, kahraman, âlim, bilge bir düşünce ve dava adamıdır. Mehmet Âkif, kelimenin tam anlamıyla davasını yaşayan bir şahsiyettir: Onun hayatını ve ideallerini özetleyecek olursak şöyle bir benzetme yapılabilir: Âkif; İslâm’ın Hz. Ömer’i, Şark Dünyası’nın mütefekkiri, Türk milletinin alpereni, istiklâlin şairi, Türkçenin ve şiirin de üstadıdır.

Osmanlı devletinin çöküşü ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu döneminde zorluklarla mücadele etmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda aktif bir rol almıştır.Mehmet Âkif gibi bir şahsiyetin gençlerimiz tarafından çok iyi tanınması ve anlaşılması gerekir. Bu seçkin şahsiyet, millî marşımızın seçiminde para ödülü kabul etmemiş ve yazdığı şiiri milletine armağan etmiştir.

Mehmet Âkif'in fikir köklerini araştırdığımızda Âkif’in daima geçmişle gelecek arasında bir köprü kurmaya çalıştığı görülecektir. Ancak o, kendisini hep mazide yaşıyormuş gibi hissettiğini söyler. Âkif, cimrilik, ikbal şımarıklığı ve kibri sevmezdi. Kalabalıklardan ve gösterişten hoşlanmazdı. Sevdiğini tam severdi, sevmediğinden uzak kalırdı. Güvenilir bir insandı. Her şeyinizi ona rahatça emanet edebilirdiniz.

         Büyük bir ülkü insanı ve çetin bir mücadele adamı idi. Hiçbir şey için kimseye minnet etmez, kimseye boyun eğmezdi. Haksızlığa asla tahammül edemezdi ve hakka saygısı büyüktü. Parayı sevmezdi. Hayatı ve evi oldukça sadeydi. Az konuşur, çok sükût ederdi. İkiyüzlüleri sevmezdi. Fakat yaşı ilerledikçe: “İkiyüzlüleri artık sever oldum; çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.” diyordu.

Âkif’e Göre Gençlik

Safahat’ın altıncı bölümü Âsım’da, Mehmet Âkif, hayalindeki “ideal gençliği”ni anlatmıştır. Bu bölümde, Türk gençliğini, “Âsım’ın nesli” olarak nitelediğini ve o gençliğin ayrıntılı biçimde yazdığını görüyoruz. Âsım, Mehmet Âkif”in ana hatlarını ayrıntılı olarak çizdiği ülkü sahibi bir gençlik sembolüdür. O, vatanını, milletini, değerlerini ve tarihini sevmektedir. Haksızlığa tahammülü yoktur. Haksızlığa karşı susmayan, haykıran ve hatta bileği ile düzeltmeye çalışan bir gençtir Âsım. Güçlüdür ve bu gücünü şahsî çıkarları için değil, ülkesi, milleti, toplumun yararları ve geleceği için kullanmaktadır. Kavgası, toplumun yararınadır.

Âsım, Müslüman Türk gençliğini temsil eder. İnancı tamdır. Ülkesini işgal etmek isteyenlere mücadele eder. Âsım, bir bakıma Mehmet Âkif’in kendisidir. Vefakârdır. Sözüne sadıktır. Âkif’e göre genç; imanlı, gayretli, mütevekkil olmalı; tembellik, hazıra konmak, hırs ve kıskançlıktan uzak durmalıdır. Safahat, bir bütün olarak incelendiğinde, Mehmet Âkif’in idealize ettiği gençliğin en belirgin özelliklerinden birisinin de güzel ahlâklı bir nesil olduğu görülür. Âkif’e göre, bilgisiz ahlâk, miskinlik ve zayıflığa; ahlâksız bilgi ise, milletlerin ruhunun zehirlenmesine sebep olur. Mehmet Âkif, gençlerin, bilgi ve ahlâk sahibi olmalarının ancak tahsil ve terbiye ile mümkün olacağını ifade eder.

Âkif, Ankara’da Tacettin Dergâhı’nda milli marşımızı yazarken ufukları karanlık, yıkılmakta olan bir vatanın geleceğine dair umut ışıklarını ateşliyordu. O, şehirden şehre, cepheden cepheye koşarak insanlara, ümitsizliğe düşmemelerini, güçlü ve ümitvar olmalarını ısrarla telkin ediyordu. Ama Âkif’in asıl ideali ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak ruhen ve fizikî olarak güçlü bir nesil yetiştirmekti.

Mehmet Âkif, milletin varlığı ve bekası için mücadele noktasında çok ısrarcıdır. Bu konudaki en önemli delil ise, kendi hayatıdır. Doğal olarak Âsım’ın neslinden de bunu ister:

“Türk eriyiz silsilemiz kahraman

Müslümanız Hakk’a tapan müslüman

Putları Allah tanıyanlar, aman

Mescidimin boynuna çan asmasın”

Mehmet Âkif, gençlerimizin ilim tahsil etmelerini, ilmî gelişmeleri takip etmelerini ve onlardan ilme önem vermelerini istemektedir. Mehmet Âkif, Safahat’ta sık sık Doğu ve Batı Dünyası arasında karşılaştırmalar yapar. Âkif, Doğu Dünyasının manevi yüksekliğine rağmen atalete düşmesini eleştirirken Batı Dünyası’nın disiplinli ve düzenli çalışkanlığını över. Mehmet Âkif, Âsım’ın neslinin ataletten uzak, çalışkan bir gençlik olmasını özellikle telkin eder.

Mehmet Âkif, gençlerin mert ve gerçekçi olmasını, hak ve adalet konularında duyarlı olmalarını ister. Şahsi menfaat peşinde koşmayan, doğru bildiğini ne pahasına olursa olsun söyleyen, haksızlık karşısında susmayan bir ruh yapısına sahip olmasını bekler. Nitekim Âsım, yukarıda sayılan niteliklerin hepsine sahip bir gençtir. 

Sonuç ve Değerlendirme

Sonuç olarak Âkif’i anlamak onun ülküsünü anlamakla mümkündür. Bir dava adamı olan Âkif, düşünce ve idealleriyle var olmuş, onlarla yaşamıştır. Onu anlayabilmek için, hiç şüphesiz, o idealleri bilmek ve yaşatmak gerekir. Onun tahayyülünde Âsım’ın Nesli; yiğit, cesur ve merttir. Dini, vatanı ve milleti için savaştan çekinmez. Ölümden korkmaz; şehit olacağına inanır. Çalışkan, mütevazı ve tok gözlüdür. Ciddi ve ailesine bağlıdır. İnce ruhlu, kalbi hassas ve merhametlidir. Marifet ve fazilet sahibi, bedenen sıhhatli, kuvvetli ve dayanıklı, sporla meşgul olan bir gençliktir. Bizim; millet ve devlet olarak böylesi bir gençlik ülküsünü, kendimize model almamız tarihi bir zarurettir.