Kur’an; 1411 yaşında bir bebek gibidir. Görülesi, sevilesi, hayret edilesi, merakla ve şevkle birlikte büyünülesi bir şeydir.

Bir bebek doğduğunda bunun olsa olsa ancak Allah tarafından gönderilmiş olacağından kimsenin şüphesi yoktur. En azından o bebeğin annesi babası, bu mucizeyi seyrederken böyle bir güzelliğin arkasında ancak muhteşem bir gücün olduğunu bilir. Bundan emindir. Kimse o küçücük kulakları, elleri, burnu, o pespembe dudakları kendisinin o küçücük yüze yerleştirdiğini ya da bu mucizenin kendiliğinden rastgele oluştuğunu iddia edemez.

O Rahmân, kendisinden gelen bu ufacık cana ses vermiştir. İsteklerini küçücük de olsa ailesine ısrarla bildirir. Öyle sımsıkı tutunur ki kendisine uzatılan ele, o eli bırakmak hiç mümkün değildir. Oysa ki ne küçük, ne zayıftır. Neredeyse beslenmese ölecek gibidir. Beslenmediğinde kopardığı yaygarayı duyduğunda onun ne güçlü bir yaratığın yavrusu olduğunu anlarsın. Azimle ister. İnsanın eli ayağı dolaşır yetiştirecek diye. Yavaşça tanır ailesi onu. Onunla asla kopmayacak aslında hep var olan bir tür bağla iletişim kurar.

İnsanoğlu nasıl ki Rahmân’dan ise Kur’an da öyledir. Ona bakınca onun kulağını, dilini, dudağını göremeyenlerin; onun sesini işitemeyenlerin var olması onun Yaradandan geldiği gerçeğini değiştirmez. O Kur’an, tıpkı o hayatımıza doğan bebek gibidir, gerçektir. İnsana doğruyu gösterendir. Rehberdir. Hiç kimsenin bilemeyeceği haberler içeren bir mektuptur. Bir müjdedir. İnsanı örten bir elbisedir. Zırhtır Kur’an, zikirdir. Allah’ı anmaya yarayan bir tesbihtir. İnsanı karanlık tünellerden aydınlığa, feraha çıkaran bir pusuladır. Onunla yol alır insan.

O, Rahmân’ın bir rahmetidir. O Kur’an, bizzat Allah tarafından kalibrasyonu koruma altına alınmış bir su terazisidir. İnsanı dengeye getirir. Hüküm verendir Kur’an, kendine getirendir.

O, insana şifadır, ruhtur; hayat verir, yeniden yeşertir.

O, Allah’ın kelâmıdır. Kim onu duymak istemez ki? Kim kendisini ve tüm kâinatı yaratan kudretin kelâmına kulak tıkamaya cesaret edebilir ki?

O, Allah’ın sımsıkı tutunmamızı istediği ipidir.

O, sapasağlam kopmaz bir kulptur.

O, sözün en güzelidir.

Allah’ın böyle tanımladığı vahyini, çok etkileyici ve açık olan mesajını duymayan kulak, bunun hesabını sormaz mı?

Gerçekleri açık seçik ortaya koyan kitap, tıpkı o bebek gibi diri diri hiç ilgilenilmeden kulaktan dolma söylentiler uğruna bırakılırsa; toprağa gömülür gibi senelerce yatak odalarında bir duvarda asılı durmasının dolap içlerinde kılıflarda bekletilmesinin hesabını sormaz mı?

Gördüğü şahit olduğu nice şeyleri bir bir ortaya döktüğünde nasıl bir bahaneyle onu susturabiliriz ki?

Hikmet dolu olan kitaba yemin ediyor Allah. Onu, hatta harflerini bile şahit tutuyor.

Duyduk duymadık demeyin!

“Kur’an, Allah’tandır.” bunu bilin.

Okuyun, öğrenin.

Ne yapıp edin.

Kendinize gelin!

Rabbimize gelin!