Son zamanlarda medya ve sosyal medyada yer alan mülteci ve sığınmacıları kapsayan kara-propaganda konulu haberler muhalif partilerin iktidara karşı yanlış propagandası sebebi ile yeniden gündeme geldi.

Bu hususta sosyal politikalar açısından halk doğru bir bilgi ağı ile bilgilendirilmediği sürece ilerleyen zamanlarda farklı açıdan sorunlar ile karşı karşıya kalabiliriz.

Özellikle son zamanlarda Afgan mülteciler ve sığınmacılara yönelik dışlayıcı ve rencide edici haberler sahte sosyal medya hesapları ile artıyor. Emniyet ve güvenlik birimlerinin bu konuda hassas bir çalışma ile sorunu çözecek politikalar itina ile gerçekleşirken aynı zamanda medya ve sosyal medya alanında doğru haberler ile kamuoyu bilgilendirilmesi dış güçlerin hedeflediği iç karışıklığa engel olacak en doğru adım olacaktır. Bu hususta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı daha önce yaptığı çalıştayları yenileyerek konuyu hakim bir şekilde yürütmelidir.

Bir kaç mültecinin sarf ettiği yanlış eylemler genele yansıtılması doğru bir adım değildir. Türkiye güçlü bir devlet geleneğine sahiptir. Kamu disiplini ve ülke nizamı için gerekli olan politikalar hızlı bir şekilde uygulamaya alınıp sorunlar oluşmadan çözecek irade ve kudrete sahiptir.

Göç İdaresi Başkanlığı mülteci ve sığınmacıları ülkemizde geçici olarak misafir ederken olumsuz eylemlere karşı gerekli tedbirler ivedilikle gerçekleşecek şekilde vizyon planlamaları tertip edilmelidir.

Öte yandan mülteci ve sığınmacılara balık ikram etmek yerine balık tutmayı öğretecek bir strateji ile yol almalıyız. Türkiye dört mevsim iklim yaşayan dünyanın kalbinde yer alan ve tüm kıtalar arası bağlantısı olan ender bir ülkedir.

Covid-19 ile birlikte dünya genelinde gıda, tarım ve hayvancılık alanında tedarik zincirinin bozulduğu günümüzde iklim dokusu olarak gıda, tarım ve hayvancılık alanında elverişli bir yapıya sahip olan ülkemizde güçlü bir politika ile ilerleyerek bu alanlarda kazanımlar elde etmeliyiz.

Doğu ve güneydoğu illerinde yerleşime elverişli olan ama iskanın olmadığı mezralar da sığınmacı ve mültecilere olanaklar sunup gıda, tarım ve hayvancılık alanında üretimin gerçekleşmesi için adım atmalıyız. Özellikle Afganların tarım ve hayvancılık alanında başarılı olduğu bilinen bir gerçektir. Kendi ülkelerinde siyasi sorunlar tezahür ettiği için göç etmek zorunda kalan Afganların uzman oldukları iş tarım ve hayvancılıktır. Șuan dünyada en çok ihtiyaç duyulan ve ilerde daha da artacak olan gıda, tarım ve hayvancılık alanında elverişli topraklar işin erbabı olan mülteciler aracılığı ile daha kısa sürede kazanıma dönüştürülebilir.

Afganlar çalışkan ve azimli bir millettir. Elli yıldır süren iç karışıklığa rağmen hayatta var olmak için ekmeği taştan çıkaran bir şuur ile çalışmaktadırlar. Bu kadar azim sahibi bir toplum içerisinde bulunduğu zorlu koşulları çalışma atmosferi ile üretim ve kazanıma çevirdiklerinde hem kendilerini idare etmiş olacaklar hem de ülkemizi bu alanda kalkındırmış olacaklardır.

Özellikle dünyaca ünlü olan ve Türk zenaatı olarak bilinen halı dokuma sanatı Afganlar tarafından gerçekleşiyordu, şuan halı ustaları mülteci ve sığınmacı olarak ülkemizde duruyor, Türk kültürünün sembolü olan bu alanın unutulmaya yüz tutmasına engel olmak için adım atılmalıdır.

Bu alanlarda faaliyetleri birer devlet projesi olarak hayata geçirirken üniversitelerden uzman görüşü ve akademik değerlendirmeler eşliğinde daha da güçlü bir strateji haline dönüştürmemiz önem arz ediyor.

Batı ve kıyı şehirlerinde artan sığınmacı ve mültecilere yönelik kendi iklim, tabiat ve yaşamsal dokularına yakın olan Doğu ve güneydoğu bölgesinde üretim odaklı istihdam ve hayat süreci sunmak genel manada ülkemizin lehine gelişmeler oluşturacaktır.

Bir diğer husus sığınmacı ve mültecilerin kayıt altında tutulduğu ilin dışına zorunlu haller hariç hiç bir şekilde çıkış ve girişe izin verilmemesi kamusal disiplin ile sağlanmalıdır. Büyük şehirlerde artan yabancı nüfusun azalması için doğu  ve güneydoğu bölgelerinde güçlü projeler ile yol alınmalıdır. Böylece Türkiye transit göç ülkesi olmaktan çıkıp üretim ve istihdam merkezi haline gelerek dünyada herşeyi ile kendine yetebilen bir ülke olacaktır.

Üstelik bu konuların tamamı milli güvenlik konusu olup çözümü için hep birlikte hareket etmek zorundayız. Dost ve akraba toplulukları için asırlardır elinden gelen gayreti sarf eden Selçuklu ve Osmanlı mirasçısı kadim bir devlet olan Türkiye’nin bu alanlarda başarısı ile yeni dünya düzeninde ender bir ülke olmak için hep birlikte mücadele etmeliyiz. Özellikle muhalefetin sadece eleştirip sonra köşesine çekilmesi yerine onların da çözüm teorileri geliştirmesi ülkemiz için büyük bir kazanım olacaktır. Gün birlik günüdür, dirlik içerisinde birliğimizi güçlü tutarak devletimizi, milletimizi ve ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine taşımak için adım atmalıyız.