02.01.2022, 14:33

PAKRADUNİLER

Milattan önce Anadolu’ya sürgün edilen Yahudiler, kendilerini Ermeni olarak tanımlayıp esas kimliklerini gizlediler. Cemaatlerini de “Pakraduni” olarak tanımladılar. Anadolu’nun İslamlaşması ve necip Türk milletine vatan olmasını takiben, özellikle Ermenilerin rağbet gördüğü Selçuklu ve Osmanlı Devletleri döneminde Ermeni kimliğinin altına sığındalar. Pakradunilik, 1915 senesinde yürürlüğe konulan Tehcir Kanunu uygulamasını takiben Müslümanlığı seçmelerine karşılık, Yahudi zihniyetini nesilden nesille büyük bir gizlilik içinde sürdüren topluluğu ifade etmek için kullanılıyordu.

Pakradunilik Türkiye kamuoyunda üzerinde çok az durulan bir kavramdır. Konunun üzerinde durulmaması Pakradunilerin varlıklarının çok az bilinmemesinden kaynaklanmaktaydı. Esasında, bunların varlık ve eylemleri, ancak 1915 senesinde uygulamaya konulan Ermeni tehcirinden sonra ülke yönetiminin gündemine geldi. Pakraduniler, Ermenilerin içerisinde gizlenmiş bir Yahudi kolu olarak hayat sürdüre gelmişlerdi. Söz konusu varlıkları Kürtleşmiş olan bazı Ermeni köylülerinin arasında gizlenmiş olarak halen devam ettiği ileri sürülmektedir.

Doğu ve Güneybatı Anadolu bölgesinde yaşamış olan Yahudilerin ataları, Hz. Süleyman’ın ölümünden sonra, güneyde Tehuda ve kuzeyde İsrael olarak ikiye bölünmüş olan krallıklardan İsrael krallığına ait Samiriye şehrinden tehcir edilmiş olan Yahudilerdi. Bunlara, Babil döneminde Kral Nabukadnazar’ın kuzeydeki Yehuda krallığını fethederek burada yaşayan Yahudileri tehcir etmesi üzerine, diğer Yahudiler de etkilendiler. Bu iki grup önce Asur diyarına, ardından Doğu Anadolu Bölgesine yerleştirilen ilk Yahudi grubunu oluşturdular. Bu bölgede hayat sürmüş olan Yahudilerin Aramice konuşmaları veya konuşmuş olmaları, Aramicenin Talmut’u derlemiş olanların kullanmış oldukları Aramiceyle aşağı yukarı aynı olması, yerleşimcilerin Samiriye’den kovulanların soyundan geldiklerinin bir başka delilini oluşturmaktadır.

Bu yörede yaşamış olan Yahudilerin menşei hakkındaki inanca ve Kürt Yahudileri arasında yaygın olan sözlü geleneğe göre bölgedeki Yahudiler, Hz. İsa’nın “Asur diyarında helâk olmak üzere olanlar” şeklinde atıfta bulunduğu ve “Haseanın dokuzuncu yılında Asur Kralı Samire’yi aldı ve İsrail’i Asur’a sürdü ve de onları Halah’ta, Gaza Irmağı olan Habord’a ve Medlerin şehirlerinde oturttu” şeklinde ifade ediliyordu. Bunlar, Asur Kralları tarafından İsrael ve Yehuda krallıklarından tehcir edilmiş Yahudilerdi.

Ermeni asıllı Türk vatandaşı olan yazar Torkomİstepanyan, Pakradunilerle ilgili şöyle bir değerlendirmede bulunarak: “Türk ve Ermeni kardeşliğinin başlangıcı on birinci yüzyılın ortalarına dayanır. Bizans İmparatorluğu tarafından 1064 senesi itibariyle Pakraduni Ermeni krallığına son verilince Bizans zulmüne dayanamayan Ermeniler, Türklerin himayesine sığındılar. Bu dönem onlar için huzur ve güven dönemi oldu. Vatanlarına sımsıkı bağlandılar. Türkler tarafından bunların bazılarına amirallik unvanı verildi. Böylece, ilk Türk Ermeni dostluğunun temeli atılmış oldu diyordu. Türk Ermeni dostluğu yüz yıllarca devam edip olgunluk derecesine ulaştı. Sonuçta, Osmanlı Devleti yönetimi, Ermenileri “Milleti Sadıka” olarak tanımlamaya başladı. Bu tanımlama, yirminci yüzyıla kadar sürdü.

M.Ö. 730 senesinde Kral Sannasar, İsrail topraklarına yaptığı sefer sonucunda Beni İsrail kralı Osee’yi öldürdükten sonra, Samarie’de taş üstünde taş bırakmadı. Bu sefer sonrasında, on Yahudi kabilesini de esir alarak ülkesine döndü. Esir olarak memleketine getirdiği Yahudileri, Fırat’ın ötesine, Güney Ermenistan’a yerleştirdi. Eylem, bir bütün halinde değerlendirildiğinde, bunun bir başlangıç olduğu anlaşılıyordu.

Yine, M.Ö. 700 senesinde Kral Nabukadnezar, Mısır Kralı Necho ile Kudüs Kralı Yoachim’e karşı bir sefer başlattı. Bu sefere, Babil hükümdarıyla ittifak içine giren Doğu Ermenistan Kralı Hıraçya da destek vererek büyük bir orduyla yapılan savaşa iştirak etti. Savaş boyunca büyük yararlılıklarda bulundu.

Hıraçya’nın bu savaşta gösterdiği ve olağanüstü boyutlara ulaşan dövüşme kabiliyeti, sadakat ve kahramanca saldırıları, hâkim gücün temsilcisi Kral Nabukadnezar’ın çok hoşuna gitti. Kral, Haraçya’nın savaş esnasında yaptıklarını takdirle karşıladı. Esir aldığı on bin Yahudi’nin yarısını ona hediye etti. Hıraçya’ya hediye edilen Yahudi esirler arasında, gelecekte Ermenilerin tümünü hâkimiyetleri altına alacak olan bu esrarengiz kavmin ünlü prenslerinden Şampat da bulunuyordu. Zeki ve zeki olduğu kadar da becerikli olan Prens Sampat, esarette geçen zamana bağlı olarak Kral Hıraçya’nın takdir, sevgisini ve beğenisini kazandı. Kazandığı güven, sevgi ve beğeni sonucunda devlet hizmetine alındı. Hizmeti esnasında sadakatle çalıştı. Devlet hizmetinde başarı kazanarak önemli mevkilere yükseltildi.

M.Ö. 150-128 seneleri arasında, soyağacının Hz. Davut Peygambere kadar uzandığını iddia eden ve adı “PakaradŞampa” olan bir Yahudi, Ermeni Kralı Vağarşak’a müracaatta bulunarak saray hizmetine alınmasını talep etti. Saraya girebilmek için bin türlü dil dökerek adeta yalvardı. İsteği kabul edilen ve devlet hizmetine alınan PakradŞampa, Kral Vağarşak’ın en yakınında bulunan yardımcılarının arasına katıldı. Devlette üstlendiği görevi en güzel biçimde yerine getirirken ırkdaşları adına yapması gerekenleri de gizliden gizliye yerine getirmeye başladı.Yapmak istediklerinin yanında niyetlerini de ustalıkla sakladı.

Kral Vağarşak, acayip ve esrarengiz bir yapıya sahip olan bu yabancının nasıl birisi olduğunu ve iddia ettiği gibi maharetli olup olmadığını çok merak ediyordu. Kral Hıraçya’ya hizmet eden Prens Şampa’ın, bahse konu kralı son derece memnun ettiğini de dikkate alarak kendisine bir şans tanımaya karar verdi. Nezdine müracaat eden ve görev talep eden bu yabancının aynı ırktan olması, karar vermesine yardımcı oldu. Sonuç olarak; bu esrarengiz prens PakradŞampa devlet hizmetine alındı. Nasıl bir performans göstereceği merak konusuydu. Yahudi prensi yakaladığı şansı değerlendirmek zorunda olduğunu biliyordu.

Ne var ki bu esrarengiz prens, diğer ırktaşlarına kıyasla, daha atak ve daha girişkendi. Bunun sonucunda, devlet hizmetinde elde ettiği üstün başarılar o kadar fayda sağlamıştı ki Kral Vağarşak bu Yahudi prensini gözdeleri arasına aldı. Sonuç itibariyle PakaradŞampa, Ermeni krallarına taç giydirme imtiyazının yanında, on bin süvariye komuta etme hakkını da elde etti. Ermeni kırallığında nüfuzlu bir yer edindi.

Bu olayların meydana geldiği dönem içinde Kral Vağarşak, zamanına göre muhteşem sayılabilecek bir mabet inşa ettirdi. Mabedin inşaatında hiçbir fedakârlıktan kaçınmadı. İnşaat bittiğinde ortaya göz kamaştıran bir yapı çıktı. Görkemli bir merasimi takiben yeni inşa edilen mabede giren Kral Vağarşak, PakaradŞampa’ya, birlikte tanrılarına ibadet etmeyi teklif etti. PakaradŞampa bu isteği kesin bir dille reddetti. Böylesine bir isteğini reddetmesine karşılık kızmadı ve hiddetlenmedi. Kendisini daha çok sevmeye başladı. Öyle ya, kendisine böyle bir teklifte bulunanın kral olmasına rağmen dürüstlük göstererek teklifi kabul etmemişti. Bu erdemli davranışından dolayı kendisini yine affetti.

Ancak bu durum, geçen zamana bağlı olarak bir başka boyuta dönüştü. Karşılıklı saygının yerini sinsi bir düşmanlık doldurdu. Şöyle ki, Kral Vağarşak’ın oğlu Birinci Arşak babasıyla aynı düşünceye sahip değildi. Bu esrarengiz Yahudi’den hiç mi hiç hoşlanmıyordu. Dahası, onu gördüğü zaman, manasını bir türlü anlayamadığı garip ve garip olduğu kadar da can sıkıcı olan bir hissin bütün benliğini kapladığını hissediyordu. Yanında hiç de rahat edemiyordu.

Böylesine karışık hisler içinde kıvranan ve bocalayan Birinci Arsak kral olunca adı geçen Pakraduni’nin çocuklarına, babasının babalarına yaptığı teklifi tekrarladı. Kendilerine, kendisinin inandığı tanrılara tapınmalarını emretti. Ne var ki, Pakraduni’nin çocukları da kralın emrini şiddetle reddettiler. Bunun sonucu olarak gazaba gelen Kral Birinci Arsak, büyük bir hiddete kapılarak güneş ve ay tanrılarına tapınmayanların dinsiz olduğunu vurgulayıp ölümü hak ettiklerini söyledikten sonra, her iki Yahudi gencin de başlarını vurdurttu.

Kral Birinci Arşak gibi davranış gösteren Ermeni krallarından İkinci Dikran, İsrail üzerine yeni bir sefer hazırlığına başladı. Giriştiği sefer esnasında, aynen Kral Hıraçya’nın yaptığı gibi binlerce Yahudi’yi esir alarak ülkesine getirdi. Ülkesine vardığında, atının iki yanında yürüyen Yahudi prensleri, onun muzaffer dönüşünü belgeleyen bir görüntü vermekteydiler. Bunların arasından seçtiklerini kendi hizmetine alan Kral İkinci Dikran, özel hizmetinde bulunan Aşod adındaki Musevi’ye, kendisinin ve soydaşlarının, milletinin inandığı tanrılara inanıp tapınmalarını ve bu emrinin derhal uygulanmasını da ayrıca emretti. Bu kesin emirler karşısında Aşod da diğerleri gibi, dinini değiştirmeyi kabul etmedi ve de kesin bir dille bahse konu isteği reddetti.

Bu kesin reddediş karşısında gazaba gelen Büyük Dikran, Aşod’un dilini kestirdi. Ülkesinde bulunan esir Musevileri, kendi adına inşa ettirmeye başladığı ‘Dikranakerd’ (Diyarbakır Surları) inşaatında çalıştırmaya karar verdi. Bu kararı verdiğinde, inşaatı devam eden surların yapımında, Kapadokya seferinden getirmiş olduğu üç yüz bin esir çalışıyordu. Yahudiler de bu işte çalışmaya başladı.

Uygulamaya konulan ve o asırlarda makul kabul edilen insan gücünün kullanılması fikri, bu günkü manasıyla vahşeti temsil eden bu gibi vakalar Musevileri günlük çekişmeleri bir yana bıraktırarak aralarında birlik ve beraberlik oluşturmaya sevk etti. Bu birleştirici düşünceler sonucunda, teşkilatlanmaya başladılar. Buna haklarının olmadığını söylemek pek mümkün görünmüyordu. Bu diyarlara gönül rızalarıyla gelmemiş, esir alınarak getirilmişlerdi. Dolayısıyla da esir alınarak yurtlarından edildikleri yetmiyormuş gibi bir de kendilerine özgü olan dinlerinden de olma tehlikesiyle de karşı karşıya kalmışlardı. Tehlike karşısında birbirlerine içtenlikle sarılarak İsrail Prensi Şampad’ın hatırasını kendilerine uyulması gerek bir rehber haline getirdiler.

Sonuç olarak, PakradŞampad’ın manevi liderliğinde gizlice teşkilatlanmaya başladılar. Teşkilatlanmayı tamamladıktan sonra, kin ve intikam alma hissi içinde öyle bir plan hazırladılar ki planın mükemmelliği karşısında kendileri de şaşkına döndüler. Planları, derinden yürütülen gizlilik üzerine kurulmuştu.

Kurgulayıp uygulamaya koydukları plan doğrultusunda, kademe kademe ilerleyip Ermenistan sarayını tamamıyla ele geçirerek devletin kilit noktalarına oturdular. Ülkeyi tamamıyla hâkimiyetleri altına almayı hedefliyorlardı. Çok geçmeden bunu da başardılar.

Buna karşılık Ermenilerin, ülkelerinde esir olarak bulunan Yahudilerin uygulamaya koydukları planlardan hiç mi hiç haberleri yoktu. Kibirleri, görünürde hizmette kusur etmeyen Yahudilerin arka planda ne yaptıklarını araştırmayı engelliyordu. Musevilerin yaptığı hizmetlerden son derece memnun görünüyorlardı. Bu memnuniyetlerinin yanında, Yahudilere karşı umursamaz bir tavır almaları, geçen zamana bağlı olarak kendilerine pek pahalıya mal olacak ve ne yazıktır ki Ermenistan’ı tamamıyla ele geçirmeyi başaran Yahudiler, tamı tamına iki asır boyunca Ermeni milletine adeta kan kusturacak ve Ermenistan’ın yıkılmasına kadar Ermeni milletine, vatanlarında esir hayatı yaşatacaklardı.

“Beni İsrail Evladı” Kral Vağarşak döneminden başlayarak sistemli bir biçimde hiç sezdirmeden ve bütün düşüncelerin üstünde servet edinip ülkenin iktisadi yapısına tesir edecek bir seviyeye yükseldi. Yahudiler, yine kendilerine has olan bir sabırla, önlerine çıkan engelleri bir bir ortadan kaldırıp geçen zamana bağlı olarak sahip oldukları muazzam servet sayesinde Ararat ve Tayk vilayetlerinin yarısından fazlasını satın aldılar.

Pakraduni topluluğu, M. S. 30 senesinde Yenanos adlı İspir kralıyla tarihe geçti. Yenanos’un ardından kral olan Bagarat’ın adına izafeten Pakraduni/Bagratuni kelimesiyle anılagelmişlerdi. Ermeni tarihinde, Pakraduni hanedanlığı 885 senesinde Birinci Ashot tarafından kuruldu. Başkenti ise bu günkü Ermenistan’da bulunan Divin şehriydi. Divin’i takiben 961 senesinde Ani şehri başkent olarak kullanılmaya başlandı. 1045 senesinde, Pakraduni hanedanlığının son kralı olan İkinci Gagik/Kakik, Bizans devleti yöneticileri tarafından asılarak öldürülmüş; Yahudi güdümlü Ermeni yönetimine son verilmişti. Buna rağmen Yahudi kökenli Pakraduniler, eski yönetici soydan olmaları sebebiyle, Ermeni kitleler içindeki etkinliklerini sürdürdüler. Bizanslı tarihçi Pavstos, üçüncü yüzyılda bu topraklarda yerleşik, bir bölümü Hıristiyanlığı kabul etmiş gibi görünen Pakraduni Yahudi miktarını dört yüz bin kişi olarak beyan ediyordu.

Geçen zamana bağlı olarak, Ermenilerin yönetimini ele geçiren Pakraduniler, M. S. 1045 senesine kadar Ermenistan’da saltanat sürmeyi başardılar. Bahse konu sene itibariyle Bizans İmparatorluğu, sahibi oldukları krallıklılarını yıkıncaya kadar bu coğrafyadaki iktidarlarını sürdürdüler. Krallıklarının yıkılıp birliklerinin dağınık bir vaziyet arz ettiği süreçte 1071 senesi itibariyle Doğu Anadolu’ya hâkim olan Alpaslan’ın hükümranlığına geçtiler. Alpaslan ile Bizans İmparatorluğuna karşı savaştıktan sonra, İslamiyet’i kabul ettiklerini söyleyen Pakraduni Ermenilerin büyük bir kısmı, bilahare Alevi mezhebini benimseyerek öylece kaldılar.

Bahse konu bu kitle üzerinde 1800 senesi itibariyle araştırma yapan Mareşal Horace Sebastiani, Osmanlı Devleti topraklarında yaşayan bilumum unsurlardan azami derecede istifade edebilmek için Anadolu üzerinde yaşayan bu unsurları enine boyuna inceletti. İnceleme sonucunda kaleme alınan ve 1814 senesinde yayımlanan “Anadolu İnceleme Raporu”nda geçen Osmanlı Ermenileri, Normal Ermeniler ve Rafıziler olarak ikiye ayrılıyordu.

Pakraduniler, varlıklarını Juda İmparatorluğu’nun sonlarından (M. Ö. yedinci yüzyıl) yirminci yüz yıla kadar sürdürmüş olan Yahudi ve Ermeni karışımı bir kavimdiler. Eğin’de (Kemaliye), Erzurum Sivas arasında, Marmara’nın Avrupa yakasında ve İstanbul Hasköy’de yaşadıkları bilinen Pakraduniler, yirmi altı yüzyıl Yahudi kimliklerini sürdürmekte gösterdikleri kararlılık sebebiyle, Portekizli Maronalar, Selanikli Sebatayistler ve İranlı Meşhediler gibi Yahudi kökenli topluluklar arasında sayıldılar.

Ermeni yazar, LevonPanosDabağyan, Osmanlı devleti topraklarında Ermeni gailesini başlatan, Birinci Zeytunİsyanı’nın arkasında Fransa ve Vatikan’ın olduğunu, isyanı düzenleyen ve yönetenlerin ise Pakraduni kökeninden geldiğini yazmıştı. Geçmişte, 1862 ve 1895 senelerinde iki defa denen isyana Osmanlı Devleti’ne gönülden bağlı bulunan Gregoryen Ermeni topluluğu destek vermemişti. Bunun neticesinde isyancılar başarılı olamamışlardı. Aynı yazar, Zeytun halkının kökleriyle ilgili şu bilgileri vermektedir: “Ani beldesinin Bizanslıların eline geçmesinden ve Bizanslıların yaptığı Ermeni katliamından sonra, Anadolu’nun muhtelif bölgelerine dağılan Pakraduni hanedanı mensupları, Haçin ve Zeytun havalisine yerleştiler. Bulundukları bu yörede de muzırlıklarını sürdürdüler.”

Yahudilerin Ermeni Krallığı’nda kazandığı güç ve hâkimiyetleri devam ederken M.S. 637 senesinden itibaren Arap hâkimiyetine giren Ermenistan, her bakımdan kargaşa içindeydi. Bölgede hakiki Ermeni halkı çoğunlukta olmasına karşılık gerçekte Ermenistan’da söz sahibi olanlar, Paradisiler, yani Yahudi ırkı mensuplarıydı. Hâkimiyet ve hükümranlıklarını gizlilik içinde sürdürüyorlardı.

Netice itibariyle bir tespit yapmak gerekirse; Ermeni milleti hükümranlığını çoktan yitirmişti. Öyle ki, kendi ülkelerinde fakirlik ve zaruret içinde esir hayatı yaşıyorlardı. Ancak bu yaşantılarının sebep ve sonuçlarını idrakten acizdiler. Başka türlü ifade etmek gerekirse; Doğu Ermenistan, Ermenistan olmaktan çıkarılmış, adeta Yahudistan biçimini almıştı. Meydana getirilen fiili durumun en enteresan ve hazin tarafı Ermeni yöneticilerinin bu durumun farkında olmayışlarıydı. Rehavet içinde bulunduklarından dolayı, gerçeği göremiyorlardı. Nihayet acı gerçeği öğrendikleri zaman, yapabilecekleri bir şey kalmamış, iş işten geçmişti. Dövünmenin, feveran etmenin ve yas ilan etmenin hiçbir anlamı kalmamıştı.

Ağır şartlar içinde Araplarla anlaşan Pakraduniler, Araplara ağır vergiler vermeyi kabullendiler. Kabullenmiş olmalarının kendilerine herhangi bir zararı dokunmayacaktı. Zira bu ağır vergileri kendi servetlerinden ödemeyecek, gariban halkın sırtından elde edeceklerdi. Yani, bu ağır yükün altına girecek olan Ermenilerdi. Pakraduniler, yokluk içinde kıvranan Ermeni milletine, Araplar vasıtasıyla adeta kan kusturuyordu.

Bahse konu edilen bu dönemde sözü edilen bölgeden vergi toplama görevi, Araplar tarafından AşodPakraduni’ye verildi. Aynı zamanda prensler prensi unvanıyla Ermenistan’a vali tayin edildi. Aşod Pakraduni, bahse konu edilen bu görevinde oldukça başarılı oldu. Değil vergi ödeyecek, iaşesini dahi çok zor temin eden Ermenilerin ellerinde ve avuçlarında ne varsa alındı. Daha doğrusu bin bir hile ile gasp edildi. Yokluk içinde hayat sürmeye mahkûm edildiler.

Pakraduniler kendilerini Ermeni toplumunun içine gizlediler ve onlar gibi hareket etmeye başladılar. 1915 senesine kadar kendilerine biçtikleri rolü başarılı bir biçimde oynamayı sürdürdüler. Asıl kimliklerini başarıyla sakladılar. Saklama eylem ve durumunu aksatmadan ve herhangi bir açık vermeden sürdürdüler.

Birinci Dünya Savaşı’nda karşı saflarda yer alan ve Rusya ile iş birliği yapan Ermenilerin yanında Ermeni görünümlü Yahudiler, Osmanlı Devletince hazırlanan Tehcir Kanunu doğrultusunda doğu vilayetlerinden sürülmeye başlandılar.

Sürgün fiilen hayata geçirildiğinde Ermeni toplumu arasında gizlenmiş olan ve kendilerini Ermeni olarak ifade eden Pakraduni Yahudiler imkânlarını ve uzun bir zamandan beri yurt olarak kullandıkları bu toprakları kaybetmemek için hemen Müslümanlığı seçtiler. Ancak Sünni Müslümanlığını değil Alevi Müslümanlığı kabul ettiler, fakat bunda da samimi olamadılar. Benimsedikleri mezhebin zayıf noktalarını kullanarak gizliden gizliye Musevilik inancını sürdürdüler. Aslında ne Sünni ne alevi inançlarını benimsemediler, hiç Müslüman olmadılar.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner331
7
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Yenilenen Logomuzu beğendiniz mi ?
Yenilenen Logomuzu beğendiniz mi ?
Namaz Vakti 28 Ocak 2022
İmsak 06:44
Güneş 08:12
Öğle 13:22
İkindi 15:58
Akşam 18:22
Yatsı 19:45
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 23 54
2. Konyaspor 22 45
3. Alanyaspor 23 38
4. Adana Demirspor 23 37
5. Fenerbahçe 23 37
6. Beşiktaş 23 36
7. Hatayspor 23 36
8. Başakşehir 22 34
9. Gaziantep FK 22 32
10. Sivasspor 23 31
11. Kayserispor 23 31
12. Karagümrük 23 30
13. Kasımpaşa 23 27
14. Göztepe 23 27
15. Galatasaray 23 27
16. Giresunspor 23 26
17. Antalyaspor 23 24
18. Rizespor 23 22
19. Altay 23 18
20. Ö.K Yeni Malatya 22 16
Takımlar O P
1. Ümraniye 21 45
2. Ankaragücü 21 45
3. Erzurumspor 21 38
4. Bandırmaspor 21 36
5. İstanbulspor 21 36
6. Eyüpspor 20 36
7. Samsunspor 20 33
8. Adanaspor 21 32
9. Manisa Futbol Kulübü 21 28
10. Tuzlaspor 20 27
11. Keçiörengücü 21 26
12. Gençlerbirliği 21 26
13. Boluspor 19 24
14. Kocaelispor 21 24
15. Menemen Belediyespor 21 23
16. Altınordu 21 22
17. Bursaspor 20 20
18. Denizlispor 21 19
19. Balıkesirspor 20 8
Takımlar O P
1. Manchester City 23 57
2. Liverpool 22 48
3. Chelsea 24 47
4. M. United 22 38
5. West Ham United 23 37
6. Arsenal 21 36
7. Tottenham 20 36
8. Wolverhampton Wanderers 21 34
9. Brighton 22 30
10. Leicester City 20 26
11. Aston Villa 21 26
12. Southampton 22 25
13. Crystal Palace 22 24
14. Brentford 23 23
15. Leeds United 21 22
16. Everton 20 19
17. Norwich City 22 16
18. Newcastle 21 15
19. Watford 20 14
20. Burnley 18 12
Takımlar O P
1. Real Madrid 22 50
2. Sevilla 22 46
3. Real Betis 22 40
4. Atletico Madrid 21 36
5. Barcelona 21 35
6. Real Sociedad 21 34
7. Villarreal 22 32
8. Rayo Vallecano 21 31
9. Athletic Bilbao 22 31
10. Valencia 22 29
11. Osasuna 22 28
12. Celta Vigo 22 27
13. Espanyol 22 27
14. Granada 22 24
15. Elche 22 23
16. Getafe 22 22
17. Mallorca 21 20
18. Cadiz 22 18
19. Deportivo Alaves 22 17
20. Levante 21 11
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@