SENİ HİÇ TANIMAMIŞIM, BOŞANALIM!

Uzayan eğitim süreci ile gençlerimiz artık en iyi ihtimalle 24-25 yaşlarında mezun olup iş bulabiliyorlar. Ancak iş bulduktan sonra evliliği gündemlerine alabildikleri için yaşları ister istemez otuza yaklaşınca evlenebiliyorlar. Bununla beraber gençlerin evlendikten sonra özgürlüklerin kısıtlanacağına dair düşünceleri de evlenmeye çok daha erken yaşlarda güç yetirebilecek gençlerin de evliliği “son durak” olarak görmelerine sebep oluyor.

Evliliği “dinin yarısını korumak” olarak adlandıran bir dinin mensupları olarak ortada büyük bir problemin olduğunu idrak etmek zorundayız. En dindar ailelerin kızları ve oğulları dahi evliliği bir pranga olarak görmekteler artık. Hayattaki önceliklerini düzenlerken evliliği listenin en sonuna yazmaktalar. Evlenene kadar doyunca gezmek, eğlenmek derdinde olan gençlerimizin evliliğe atfettiği anlam ile dinimizin atfettiği anlam ne kadar da zıt taraflarda değil mi?

Gençlerimiz geç de olsa evlendikten sonra o yaşa kadar hayatlarında kökleşmiş alışkanlıklarından vazgeçmekte zorlanıyorlar. Bununla beraber flört döneminde evliliğe atfedilen olağanüstü tozpembe hayaller de evlendikten sonra devamlı surette sürdürülemediği için genç çiftlerin hevesinin kaçmasına sebep oluyor. Flört dönemi kaynaklı birçok problemin en önemlilerinden biri de budur. Gençler birbirlerini tanımak amacıyla flört ilişkisine başlarken evlenmek temel amaç olmuyor. Birbirlerini tanımak amaçlı olan flört döneminde gençler birbirlerini çok detaylı tanıyabiliyor fakat daha en baştan “eş adayı” niyetiyle bu ilişki kurulmadığı için sadece insani anlamda iyi ya da kötü tanımlaması yapıyorlar. Sonuç olarak birbirlerine körkütük âşık olan flörtler/sevgililer birbirlerini çok iyi tanır hale gelebiliyorlar ama bekâr haldeki hallerini tanımış oluyorlar.

Duygusal bağ oluştuktan sonra evlilik akla geldiğinde bu sefer evlilik ile ilgili en önemli kriterlerini birbirlerine şart koşamıyorlar. Zira ortada bir aşk var. Örneğin sevgilisi Ali için “çok kıskanç biridir hatta geçen gittiğimiz kafede erkek garsonun bana sipariş sormasını bile engelledi kendisi siparişimi verdi” diyen Ayşe bunu anlatırken kıskanıldığı için içten içe sevinip “bu çocuğa aşığım ya!” diyor. Ama aklına evlendiği takdirde bir ömür boyu böyle bir muameleye maruz kaldığında bunu kaldırıp kaldıramayacağını düşünmüyor bile! Zira flört ilişkisini evlenmek üzere kurmadığı için o an karşısında kendisini uçan erkek sinekten kıskanan birinin varlığı egosunu okşamış oluyor.

Ali ile Ayşe’nin ilişkisi devam edip artık akıllara evlilik geldiğinde ise Ali’ye delicesine âşık olmuş Ayşe’nin “senin şu kıskanç tavırlarını beğenmiyorum. Haftada bir buluştuğumuzda yapmanı kaldırabilirim ama bir ömür aynı yastığa baş koyarken sürekli aynı muameleyi kaldıramam. Bu davranışından vazgeçmeni istiyorum” demesi pek mümkün değildir. Nitekim Ayşe, Ali’ye âşıktır onu çok iyi tanımaktadır. Böyle konuştuğu takdirde ilişkilerinin biteceğini çok iyi bilmektedir. Ayşe, Ali olmadan yaşayamaz! O halde yapılacak bellidir. Ayşe, “evlenince düzelir” deyip önünde diz çöküp tek taş yüzüğüyle cevap bekleyen Ali’ye “sonsuza kadar evet!” diyecektir. Sonuç olarak Ali değişmeyecek Ayşe buna tahammül edemeyecek şiddetli geçimsizlik ve şiddet şikâyetiyle mahkemenin yolu tutulacak. Burada problem eşlerin birbirini tanımaması değildi; ilişkinin en başından bu yana birbirlerine eş adayı olarak bakmamalarıydı.

Görücü usulü denilerek bugün küçümsenen yöntemden alışık olduğumuz “nasıl bir eş istersin? Eş kriterlerin neler? evlilikten beklentilerin nelerdir? Kötü alışkanlıkların var mıdır?” gibi ilişkinin daha en başından evlilik ile ilgili en kritik sorulara ve kriterlere tatmin edici cevaplar verildiği takdirde duygusal ilişkiye yelken açmaya sıra gelir. Ayrıca evlilik kurumu tamamen kız ve erkeğin inisiyatifine bırakılamaz. İki tarafın aileleri de etraflıca birbirlerini araştırır nasıl insanlar oldukları hakkında detaylı inceleme yapılır. Ayşe’nin babası Mehmet Bey, kendilerinden kızlarını istemeye gelen Ali ve ailesini araştırsa ne olur araştırmasa ne olur? Diyelim ki Mehmet Bey, Ali ve ailesini araştırdı ve ailesinin çok sorunlu bir aile olduğunu öğrendi. Ayşe’nin başının yanacağını sezdi. Ayşe’ye konuyu açtığında Ayşe’nin tepkisini aslında hepimiz kestirebiliyoruz. “Baba ben ailesiyle mi evleneceğim!?” İşler kızıştığında Ayşe’nin âşık olduğu gence kaçması artık normal hatta bir hak olarak görülüyor. Ama kabul etsek de etmesek de bir kız ve bir erkek evlendiğinde aslında her ikisi de birbirlerinin aileleriyle evlenmiş oluyorlar. Hayatlarında ailelerini hiç görmeyecek bir yere taşınsalar da o aileler bu genç çifti doğurdu, büyüttü, terbiye etti ya da terbiye edemedi. Günümüzde evlilikte aile faktörünün değersiz görülmesi de ayrıca tartışılması gereken önemli bir konudur. Son tahlilde flört ederek tanımak ile evlenmek niyetiyle tanımanın aynı şeyler olmadığının altını çizelim.