Halvetî-Sinânî şeyhi olan Seyyid Nizamoğlu, XVI. yüzyıl divan şairlerindendir. Asıl adı Kasım’dır. Doğum tarihi ve yeri belirsizdir. Seyyid Seyfullah adıyla maruftur. 1601de İstanbulda ölmüş, Silivrikapı Emirler mahallesinde gömülmüştür. Babası Yavuz Sultan Selim döneminde Bağdattan İstanbula göçen Şeyh Seyyid Nizamüddin'dir.

Mensur, manzum eserler veren “Seyyid Nizamoğlu’nun eserlerinde ilâhî aşk, Ehl-i beyt muhabbeti ve on iki imama bağlılık önemli bir yer tutar; birçok şiirinde bunları coşkun bir dille ifade etmiştir.” Caferiliğe ve Hurûfîliğe meyli olan Nizamoğlu’nun “şiirlerinde haksızlık, adam kayırma, rüşvet ve ilmiye sınıfındaki bozulma gibi sosyal yaralara temas edip bunları eleştirmesi diğer tasavvuf şairlerinde görülmeyen önemli bir özellik” olarak belirtilmiştir. Divanında 200e yakın gazelle üç murabba, üç müseddes, sekiz tercî‘, bir terkip, iki mesnevi, beş kıta ve on yedi beyitle elli iki adet hece vezniyle yazılmış şiir vardır (Necdet Tosun 2009, DİA C 37, s. 73-74).

Tekke mahfillerinde, dinî muhitlerde ilahileri yüzyıllar boyu sevilerek okunmuştur. Gördüğü rağbet sebebiyle şiir mecmualarında, yazma eserlerin muhtelif yerlerinde şiirleri kaydedilmiştir. Burada bunlardan biri sunulacaktır.

Elimdeki ilahi, 28 Kânunusani 1320 (10 Şubat 1905)de yazılan sekiz yapraklık 11,5x17,5 cm. kapaksız bir defterciğin v. 8b’sindedir. Bu ilahi,  daha önce yayımlanmıştır (bk. https://ismailhakkialtuntas.blogspot.com/2021/05/seyyid-nizamoglu-divani.html). Divân-ı Hazret-i Seyfullah Kuds-i sırrullah’ı tez olarak hazırlayan Canan ÖZDEMİR, (Gazi Üni SBE, ylt., 1996) 31 sıra numarada verdiği bu ilahinin veznini Mefâ'îlün Mefâ'îlün Mefâ'îlün Mefâ'îlün diye tesbit etmiştir.

Bizim nüshamızla Canan Özdemir’in tezinde bulunanı mukayese edildiğinde birçok farklılıklar olduğu görülür. Bunların bir kısmı okuma hatasından, bir kısmı nüsha farkından kaynaklanmış olabilir. Elimizdeki nüsha, Özdemir’in verdiğine göre bir beyit eksiktir. Eksik beyit oradan alınıp metnimize köşeli ayraç içinde, minicik değişikliklerle eklenmiştir. Bunun dışındaki farklar şöyledir. Özdemir’deki beyit numaralarına göre 3. beyitte “kala” gele; 5. beyitte “kalıcak kara gusinde” Kalır isem karaŋu sinde, “eş ola” eş olur; 6. beyitte “cehennem'i” cehennem mi, “Cihânı halk eden kader” Cihânı halk eden Kâdir; 7. beyitte “Nizamoğlu'nun” Nizâmîoğlu’nun, “anı yur mı” bunu yor mu şeklindedir. Bu sıralamada birinci öbek sözler Özdemir nüshasına, ikinciler elimizdeki nüshaya göredir. Beyit dizilişlerinde de fark vardır.

Arı duru bir dille yazılan ilahide imanla yaşama ve göçme terennüm edilmiştir. Şair herkesin bilebileceği kelimelerle Allah’a yakarmakta, dünya yolculuğunun imanla sona ermesini dilemektedir. Bu hükmün istisnası olarak iki üç kelime sayılabilir. “Mukarreb” dost, yakın demektir. “Ansız”ın bugün “ansızın” şekli yaygındır. “Yo-mak” silmek, gidermek demektir; şair çok günahlı olduğunu belirterek yedi derya bunu “yor mu?” (yıkar mı, giderir mi?) diye sormaktadır.

Habîb-i Mustafa’n [hakkı bize î]mânı yoldaş et.

Mukarreb evliyâ [hakkı bize îmânı] yoldaş et.

Dilim sözden kala bir gün elim tutmaz ola bir gün

Ecel ansız gele bir gün bize îmânı yoldaş et.

[Bulunmaz ol zaman çâre onulmaz artık ol yâre

Elim boştur yüzüm kâre bize imânı yoldaş et.]

Göğe gözler dikildikde gözün nûru döküldükde

Rûh bedenden çekildikde bize îmânı yoldaş et.

Kalır isem karaŋu sinde bulunmazsa amel bende

Bana kim eş olur anda bize îmânı yoldaş et.

Nizâmîoğlu'nun cürmü aceb bir kimsede var mı?

Yedi deryâ bunu yor mu? Bize îmânı yoldaş et.

Yerim cennet midir âhir cehennem mi olur z[â]hir?

Cihânı halk eden Kâdir bize îmânı yoldaş et.