Göç konusu isteyerek veya istek dışı yer, mekân, memleket değişimi ile yeni ve daha önce bilinmeyen bir çevre ekseninde yerleşik hayata zorunlu bir şekilde adapte olmak olarak ele alınmalıdır.

Göçler bazen olumlu, bazen olumsuz gerekçeler doğrultusunda meydana gelen süreçlerdir. İyi veya kötü sonuç her ne olursa olsun kişi ve grupların dün sergilediği eylemler ile bugünün şekil alarak yarına servis ettiği hayat politikaları göçün alt zeminini oluşturmaktadır.

Tarihteki bilinen ilk zorunlu göç Hz. Adem’in cennetten sürgün edilmesiyle birlikte dünyaya intikal edişi olarak ele alınmalıdır. Yüce Allah, insanoğlunun ilk atası olan Hz. Adem’i Cennet’te yaratmış ve ondan da eşini var etmiştir.

Hz. Âdem (a.s.) ve zevcesi Hz. Havva Cennet’te mutlu bir hayat sürerlerken imtihan gereği kendilerine yasaklanan ağaçtan yemeleri sebebiyle muvakkat bir zaman dilimi için dünyaya gönderilmişlerdir. Tabii insanın ilk yaratılış yeri Cennet olduğu için onun kimyası ve ruh yapısı da ancak Cennet’te huzur bulacak bir kıvamda olmuştur.

Bu nedenle dünya insan için bir sürgün yeri olmuştur. İlk insandan günümüz insanların yaşadığı dolaylı veya zorunlu göç süreci de aynı minvalde yer almaktadır. İnsanın ilk doğduğu yer memleketidir ve memleketinin havasına, suyuna ve toplumsal bakış açısının huyuna göre ruh ve zihin yapısı şekil alarak büyür ve yaşar.

İnsanların kendi bireysel hataları veya toplumsal olarak kitleleri yöneten otoriter yapıların sarf ettiği eylemler doğrultusunda bazen iyi veya kötü sonuçlar tezahür ederek istekli veya zorunlu göçün yaşandığı bilinen bir gerçektir.

Yeni mekân, yeni çevre, yeni memleket insanoğlunun alışması ve uyum sağlaması hayli zor olan bir süreçtir. Bu yüzden sebebi her ne olursa olsun kişinin emelleri ile gerçekleşen göçün bir gün mutlaka son bulup sılaya intikali gerçekleşecektir.

Misal ilk insan Hz. Âdem (s.a.) gibi dünya sınavı ardından ahirete intikal etmek gibi zorunlu göç sonrası hakiki memleket olan vatana dönüleceği gerçeğini hiçbir zaman unutmamalıyız. Her kim olursa olsun gerçek memlekete olan bağlılığını unutup yeni yerleşim yerleri ile vakit kaybetmesin, mutlak huzuru ruhun ve zihnin şekil aldığı yurtta tadacaktır. Bu yüzden herkes memleketine dönecek demektir.