Günümüzde küreselleşmenin çok boyutlu süreçleriyle birlikte dünya genelinde giderek artan uluslararası göç hareketliliği, içinde bulunduğumuz çağın ‘göçler çağı’ olarak nitelendirilmesine yol açmıştır.

 Küresel ölçekte gerçekleşen her türlü göç hareketi, göç alan ve göç veren ülkelerin ulusal egemenlik ve güvenliğini ilgilendiren bir konu olmanın ötesinde, uluslararası ilişkilerde ekonomik, siyasi, insani ve kalkınmaya yönelik gündemi çok yönlü dinamikleriyle etkileyen sınır ötesi bir olguya dönüşmüştür.

 Bugün batı ülkeleri ‘‘Dünyanın değişik yerlerinden gelip bir kısmı Türkiye üzerinden Avrupa’ya gelen göçü Türkiye’de durduralım, Türkiye geri yollasın’’ görüşü içerisindeler, fakat maliyet açısından herkesin sesini kesip topu sadece Türkiye üzerine atmakla bir sonuca varamazlar. Göçe neden olan ülkeler bu hususta hem maddi hem de göçmen kabulü üzerine en çok sorumluluğu alacak olanlardır.

Çünkü bölgesel sosyal istikrarı bozacak hamleler ile değişen denge ve düzenlerin nedenleri onlardır. Göç, kişilerin yaşamakta olduğu topraklardan, alıştıkları sosyal yapılardan, benimsemiş olduğu toplumsal yaşamdan ayrılarak veya ayrılmaya zorlanarak yeni yaşam alanlarına hareket etme sürecidir.

Göçler, savaşlar, demografik değişimler, iklim değişikliği, gibi çeşitli nedenlerle gönüllü ya da zorunlu olarak gerçekleşmektedir. Ayrıca kısa, orta ve uzun vadeli olabilen bu hareketlerin toplumsal alanda birçok yansıması olmaktadır.

Bu nedenle göçlerin bir yönetim sorunu olarak çeşitli politikalar kapsamında ele alınması gerekmektedir. Ülkelerin ekonomik ve politik durumu, nüfus yapısı, kamu düzeni ve refahını etkileyen göç hareketlerinin yönetimi, ulusal ve uluslararası düzeyde iş birliği gerektirmektedir.

 Bu süreç ekseninde ülkelerin öncelikli olarak milli menfaatleri ve millet bütünlüğünün rehabilitasyon sürecini güvence altına alması önem teşkil etmektedir.

Göç gerçekleşmeden önce ilk hazırlıklar ev sahibi olan milletin sosyolojik ve psikolojik açıdan kazanımları artırılarak zorunlu göç süreci akabinde gelenlerin kabulü, sosyal uyumu, entegrasyon süreci daha kısa sürede ve daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesine vesile olacaktır. Zorunlu göç evresinde toplumsal olarak konuya yönelik bilgilenme basın, medya, sosyal medya aracılığı ile gerçekleşmektedir.

Özellikle enformasyon ve propaganda hususunda devletimizin zorunlu göç politikalarında daha hassas ve daha açık görüşlü bir yayın akışı içerisinde sürecin ilerlemesi için politikalar geliştirmesi doğru bir adım olacaktır.

Bu hususta sığınmacı ve mülteci olan yabancı kişilere yönelik kurallar net bir şekilde belirlenip yaptırımı da aynı netlikte yerine getirilmelidir. Özellikle İçişleri Bakanlığı ve bağlı kolluk güçleri konuya hassas bir şekilde odaklanarak sosyal uyum, demografik yapının korunması ve olası bir çatışmaya meydan vermemek için sahaya hâkim bir şekilde işleyiş içerisinde olmalıdır.

Mahalle kurma, pazar oluşturma ve sığındıkları ülkelerde kendi dillerine yönelik tabelalar ile işletmeler açılmasına izin verilmemelidir. Gelen sığınmacı ve mülteci Türk kültür anlayışı ile rehabilite edilirken Türkiye’nin işleyişine aykırı bir tutum içerisinde olmaktan kaçınılmalıdır.