Yahya Kemal’in “Süleymaniyede bayram sabahı” şaheserine İngilizce hutbe ihaneti

Yahya Kemal’in “Süleymaniyede bayram sabahı” şaheserine İngilizce hutbe ihaneti

Türkiye’de akla zarar şeyler oluyor. Bunun din ile iman ile ahlak ile alakası yok, düpe düz edepsizlik düpedüz aymazlık. Türkçenin en zirve şairi Türkçenin aşığı Türkçeyi dünya dili edebiyat dili kültür sanat dili yapan Yahya Kemalin hasretle yadettiği genç yaşta ölen anacığının yattı şehir, Türkçe için mücadele eden şehir Üsküp’te bizim aymaz bir devlet yetkilisi, zatı şahaneleri, zevatı kiram İngilizce eğitim veren bir üniversiteyi ele geçirir. Sorsanız dindardır sorsanız millidir. Hatta Türkçe için Avusturalyalarda Şehit olan bir Şeyhe de bağlıdır. Adam hem bu şeyhin müridi, hem FETÖye iltisaklı, hem de Türk ve TÜRKÇE düşmanı. Üsküp’te Türkçe’nin var olma yok olma kavgasında İngilizce den yana tavır alan zevatı kiramın ihaneti yetmiyormuş gibi şimdide Üsküp’ün şairi Türkçenin şairi Süleymaniye Camisi kadar Süleymaniye ile özdeşleşmiş “Süleymaniye`de Bayram Sabahı” şiirine ve şairine nazire olsun diye Süleymaniye camiinde bayram sabahında İngiliz işgal kuvvetlerinin bile cesaret edemeyeceği bir iş gerçekleşti. Süleymaniye camiinde Bayram namazında İNGİLİZCE Hutbe okuyor başka bir zatı muhterem. FesupanAllah ne günlere kaldık. Bunlar kendilerini oyunda oynaşta sanıyor. Yarın sandık seçmenin önüne gelmeyecek sanıyor. Adam şeyhine ihanet ediyor Tayyip Erdoğan’a hayda hayda ihanet eder. Bu çürük elmaları sepetten ayıramaz isek gelen seçimde Cumhur ittifakının kazanması mümkün gözükmüyor. İhanet ihanet ihanet. Türkçe’nin bu ihanet şebekesinden çektiği nedir böyle. Biri çıkar yurtdışında Türkçe eğitim yapılamaz der YÖK Türkçeyi yasaklatır. Diğeri Makedonya’da İngilizce eğitim veren bir üniversiteyi ele geçirdikten sonra YÖK’e baskı yaparak Türkçeyi yasaklattırır. Diğeri biri de Yahya Kemal’in göz bebeği Süleymaniye camiinde İNGİLİZCE hutbe okur. Ne günlere kaldık Ya Rabbi.

Süleymaniye`de Bayram Sabahı

Yahya Kemal Beyatlı

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.

Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,

Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.

Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!..

Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...

Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;

O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.

Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık

Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;

Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,

Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.

Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,

Bu saatlerde Süleymâniyetârih oluyor.

Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı

Adamış sevdiği Allah`ına bir böyle yapı.

En güzel mâbedi olsun diye en son dînin

Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.

Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,

Seçmiş İstanbul`un ufkunda bu kudsî tepeyi;

Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,

Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.

Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,

Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,

Taa ki geçsin ezelî rahmete ruh orduları..

Bir neferdir, bu zafer mâbedininmîmârı.

Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;

Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;

Bir zaman hendeseden âbidezannettimdi;

Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,

Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim

Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.

Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını

Görüyor varlığının bir yere toplandığını;

Büyük Allah`ı anarken bir ağızdan herkes

Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses;

Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,

Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri

Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr`i

Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü`min neferin!

Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?

Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu

Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,

Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,

Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;

Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz

Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;

Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,

Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,

Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,

Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,

Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.

Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;

Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.

Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?

Üsküdar`dan mı? Hisar`dan mı? Kavaklar`dan mı?

Bursa`dan, Konya`dan, İzmir`den, uzaktan uzağa,

Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;

Şimdi her merhaleden, taaBâyezîd`den, Van`dan,

Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.

Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!

Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,

Dinliyor hepsi büyük hâtırâlar rüzgârını,

Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.

Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?

Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:

Kosova`dan, Niğbolu`dan, Varna`dan, İstanbul`dan..

Anıyor her biri bir vak`ayı heybetle bu an;

Belgrad`dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar`dan mı?

Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?

Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?

Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..

Adalar`dan mı? Tunus`dan m, Cezayir`den mi?

Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi

Yeni doğmus aya baktıkları yerden geliyor;

O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?

Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.

Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine

Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı.