Senin için saçımı süpürge ettim, yemedim yedirdim içmedim içirdim. Bu sözler sanırım ülkemizde bir çoğumuzun evinde annesi tarafından dile getirilmiştir. Geleneksel bir kültüre sahip olan ülkemizde Annelik, "kutsallık", "cefakarlık", "fedakarlık" gibi kavramlarla anılır. Kadının asli görevi var oluşunun nedeni anneliktir, böyle varsayılır. Anneden hayatını çocuklarına adayarak bu kutsal makamı hak etmesi beklenir. Hatta öyle ki anne kendi kişiliğinden, isteklerinden, kariyerinden bile vazgeçmelidir. Çünkü, bu kadın için öyle kutsal bir makamdır ki bunun için feda ettikleri karşılığında annelik değeri de artar. Peki gerçekte de böyle midir? Tabii ki değil, bir kadın ne kadar çok anneliği adına fedakarlık yaparsa o kadar çok ev içinde ve toplumda söz hakkı artmaz. Sadece sözde bir değer artışı söz konusu olur. Anneler çokça çocuğunun bakımı ve yetiştirilmesinden sorumlu olsa da otorite ve  söz hakkı yine babaya aittir.

Ülkemizde annelik kadının üzerine yapıştığı gibi bir de boşanması veya dul kalması durumunda asla adına leke getirilmemesi gereken bir kutsal makama dönüşür. Yalnız kalan kadın çocukları için tekrar evlenmeyi dahi düşünmemelidir.Kadın olmaktan vazgeçmesi beklenir. Bu da yine annelik adına yapılmış toplumsal bir dayatmadır.

Diğer yandan annelik hep bir suçluluk duygusu ile yaşanıyor. Çocuğunun üzüldüğünden daha fazla üzülen, canı çocuğununkinden daha fazla yanan, onun başına kötü bir şey geleceğine bana gelsin diyen annelerimiz çoğunluktadır. Çocuk hasta olduğunda yeteri kadar bakamadığı için hasta olduğunu düşünen, çocuğunun yanlış bir davranışında iyi terbiye veremediğini düşünürek sürekli suçluluk hisseden yine bizim annelerimizdir. Sonsuz bir sorumluluk duygusu var annelerimizde. Tabi bu beraberinde sınırsızlığı dagetiriyor. Ya aşırı baskı ya aşırı kaygı. Çevre ve toplum tarafından da aşırı yüklenen sorumluluk suçluluk duygularını arttıyor. Yeteri kadar iyi bir anne olamadığını düşünen annelerin kaygısı ile suçluluk duygusu daha da artıyor. Annelerin bu suçluluk  duygusu ile yaşamalarının en önemli sebebi ise anneliğe olamayacağı kadar yüksek kutsallık yüklenmesidir. Bir açıdan da anneliğin kutsallığı kadına kendini değerli hissettiriyor. Çünkü toplumumuz ne yazık ki kadına sadece anne olduğunda değerli gözüyle bakıyor.

Başka bir açıdan annelerin doğaüstü bir sevgi ve sabır göstermesi bekleniyor. Çocuğu ile çatışan anneden beklenen ona karşı sonsuz sabır göstermesi ve kaya gibi sert durması. Oysa her şeyden önce anne de bir insan. Tabii ki sonsuz bir sabır göstermesi hiç de kolay değil. Olması da gerekmiyor. Her şey gibi sabrın da kararında olması yeterlidir.

Tüm bu suçluluk duyguları, eksik hissetme, fazlasıyla kutsal olma durumu gibi nedenlerle anneler çocuklarına sınır koymada da başarısız oluyor. Ya çok serbest bırakıyor gerekli olan disiplini uygulayamıyor. Ya da sert bir tavırla fiziksel veya sözel şiddetuyguluyor. Her iki durumda da aslında sevgisini ve ilgisini gösterme çabasına giriyor. Tabii yine olan annenin kendisine oluyor, sınır koyamadığında ihlal edilen yine annenin duyguları oluyor.

Halbuki tek gereken "Yeteri Kadar Anne" olabilmek. Bunun içinde önce kendini sevebilmek. Çocuklarını da kendini sevdiği gibi sevebilmek. Bir çoğunuz duymuşsunuzdur uçak kalkmadan önce bazı uyarılar yapılır. Bunlardan biri de " yanında çocukları olanlar oksijen maskenizi önce kendinize ve sonra çocuklarınıza takın" uyarısıdır. Bu aslında hayatımızın her bölümüne özellikle de annelikte uygulamamız gereken önemli bir pratiktir. Çünkü, siz nefes almaya çalışırken etrafınızdakilere yardım edemezsiniz. Öncelikle anne kendisi sağlıklı nefes alabilmeliki çocuklarına da nefes almaları konusunda yardımcı olabilsin.

Annelik, çocukları ile ilgilenirken kendini boşvermek değildir. Yaşamaktan, nefes almaktan, hayattan keyif almaktan vazgeçmek değildir. Aksine bir Anne derin nefesler almalı ve kendine yeteri kadar zaman ayırmalıdır. Aksi halde stresli, suçlu, yorgun ve bitkin, sürekli yetersizlik hisleriyle dolu sağlıksız bir anne olur. Annelerimize öncelikle bir insan ve kadın olduklarını unutmamaları gerektiğini hatırlatarak, hayatlarında  farkındalık yaratacağını düşündüğüm birkaç karar alma önerisi paylaşmak istiyorum.

*Mükemmel olmadığımı kabul ediyorum.

*Her gün çocuklarımla oyun oynamak için zaman ayırıyorum.

*Kendi bedenime ve ruh sağlığıma özen gösteriyorum

*Evdeki kaosu olduğu gibi sevmeyi öğreniyorum

*Her gün bir öğün ailecek yemek yemeye zaman ayırıyorum

*Çocuklarım kadar evliliğime de özen gösteriyor zaman ayırıyorum.

*Arkadaşlarımla hoş vakit geçirmek için zamanayırıyorum.

*Küçük şeylerin ve çocuklarımla geçirdiğim anların kıymetini biliyorum.

Sevgili Anneler; Saçınızı süpürge etmek yerine süpürgeyi sadece evdeki tozları süpürmek için kullanacağınız,  yemeden yedirmek yerine birlikte yemenin tadına varacağınız, hayatın tamamını feda etmek yerine "yeteri kadar" zaman ayırarak annelik yapacağınız,  bir güne değil her güne çocuklarınızın sevgisi ile başlayacağınız günler dilerim. Anneler günümüz kutlu olsun, sevgiler...