Zorunlu göç demek zihinlerin, fikirlerin, değerlerin, beyinlerin, aile bütünlüğünün, inanç esaslarının, bilginin, deneyimin göçü olarak ele alınmalıdır. Yani bir nevi toplumsal hafıza ve tarih şuurunun kaybolması gibidir. Bu değerler korunduğu sürece bir medeniyet eksini kendi varlık şuurunu daimî tutar. Aksi takdirde yok olur ve gider.

Yeni dünya düzeninde nizamın, sulhun, nitelikli diplomasi, güçlü ekonomi, adaletin merkezi Türkiye öncülüğünde Türk Devletleri Teşkilatı olacaktır. 1990’ lı yılların ortalarından itibaren gelişmiş dünyanın ‘‘Küreselleşen Dünya’’ ve ‘‘Dünya Küçük Bir Köy’’ tezi aslında insan zihninde herkesin herkesi tanıdığı, sorunlarını bildiği, birbirine destek olduğu bir gelecek uyarlanıyordu. 

Belli ki bunu vaat edenler tamda şu an ki içinde bulunduğumuz kriz ve kaos sürecini istiyordu.  Ulaşım, iletişim, bilgi teknolojileri, verimlilik, insan ve bilimin kaynaklarının en üst düzey kullanımı öngörüsüzlükten zafiyete uğratıldı. Gücü elinde bulunduran dünya devletleri otoriteyi tekeline aldığı gibi dünyanın tüm kaynaklarını kendi varlık hedefleri uğruna harcamak istiyor.

İşte tam da göçün yaşandığı ülkelere baktığımızda ne kadar zengin madenlere sahip olduklarını göreceğiz. Tüm bu zenginliklere rağmen iç karışıklık vesilesi ile meydana gelen kaos sürecinden dolayı can güvenliği her gün biraz daha endişeleri artırıyor.

Göçü yaşayan insanlar için hayatta kalma arzusu ile mücadeleye girdiklerinden hiçbir şekilde sahip oldukları zenginlikten istifade edemiyorlar.

Kendi sahip olduğu nimetlerden istifade edemeyen ülkelere baktığımızda kaos sonrası sistemlere yön vermek isteyen oluşumların tüm imkanları nasıl sömürmek istediklerini tüm dünya görüyor, duyuyor, biliyor ama önleyici bir tedbir alınamıyor.

İşte bu da dünyada adil bir düzen arayışını küresel ölçekte tetikliyor. 21. Yüzyılda en etkin güçlü ülke Türkiye olacaktır. Fakat bu gücü elde etmek için dost ve akraba toplulukları ile temasları her zamankinden daha güçlü tutmak zorundadır.

Türkiye güçlü bir tarihe sahip. Hem devlet ahlakı hem medeniyet ekseninde güçlü bir sisteme sahiptir. Ümmetçi bir şuurda her zaman yardımlaşma ve dayanışmaya önem vermektedir.

Özellikle Orta Asya’ da ki Türk nüfusu ile daha yoğun bir şekilde ilgilenmelidir. Bu yoğunluk elbette insani olmalıdır. Afganistan’ da yaşanan kaos sürecine sadece Türkiye dur diyebilir. Ama burada dikkat etmesi gereken çok önemli bir sorun vardır. O da Afganistan’ da ki Özbek Türkleridir. Bunlar Türkiye’ nin Orta Asya’ da ki can damarıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü lider kabul eden, Türkiye’ nin istikbalini ve Türk milletinin istiklalini canı pahasına koruyan ve muhafaza edenlerdir.

Bu hakikatten yola çıkarak gelecek stratejisine odaklanmalıyız. Bir kuşak sonrasına baktığımızda Türkiye için bölgede kılcar damarların daha güçlü olması gerekiyor.

Dış güçlerin entrikaları ile koparılmak istenen bu damarları Türkiye Cumhuriyeti Devleti korumalı ve güçlendirmelidir. Bunun için yarın çok geç olmadan bugünden adım atmalıyız. Yarından sonralar ancak bu şekilde bizim olabilir.